KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


MAL MÜLK SEVDASI?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, herkeste bir mal mülk sevdası almış başını gidiyor. Pek çok kimsenin amacı daha çok şeye sahip olmak şeklinde görünüyor. Bu konuda bir yarış hep devam ediyor. Önceleri yaşam ekmek kavgası olarak tanımlanırdı. Ekmek kavgası; yaşam için gerekli olan asgari geçim rızkının kazanılması, kimseye muhtaç olmama durumu anlamında kullanılırdı. Eski insanlar, yaşamı ekmek peşinde koşmak olarak tanımlarlardı. Ekmek kazansınlar ki yuvarlanıp gitsinler. Yaşamın çarkları dönsün. Bu devran da böyle gelsin, böyle gitsin?

O dönemler, ortak değerlere dayalı anlayışlar, toplumsal yaşamda daha egemendi. İnsani değerlere önem verenler daha çoğunluktaydı. Vermeyenler azınlıktaydı. Her devirde olduğu gibi, niceliğin egemenliği insani değerlere önem verenler tarafındaydı. Şimdikinin tersine olarak. Toplumsal yaşamı gözetme anlayışı egemendi. Toplumsal yaşam anlayışının bireysel yaşam anlayışına üstünlüğü vardı. Eşya azdı ancak insan ve manevi değerler sevgisi daha fazlaydı. İnsana ve insanlığa daha çok değer vardı. Evler küçük değildi, büyüktü ancak bir evde bir iki aile yaşardı. Belki de üç aile. Eşya sevgisi, o zamanlarda vardı. Zira üretim kısıtlıydı, gelir azdı. Alım sınırlıydı. Zaten her şeyi, her yerde bulmak da mümkün değildi. Rahmetli babacığım Almanya´dan bize bir şeyler getirdiği zaman, onlar sanki uzaydan gelmiş gibi hissederdik. Ancak tüm bu yokluk ve yoksunluklara rağmen geleneksel değerler etkin şekilde benimsenirdi. Örfi değerler de baskındı. Toplumda hiyerarşik bir yapı vardı. Dedeler ve nineler de en saygın insanlardı. Dönemin anlayışında hâkim görüş; köşk ve saray neye yarardı, içinde yaşayanlar olmayınca... Dönemin şarkılarında bile benzer temalar ifade edilir ve etkilerdi bizi duyunca. Temalar da sedalar da değişti zamanla. Şimdi temada, sedada başka bir bakış açısını yansıtıyor, anlayana?

Değerli dostlar, sonra zenginlik geldi. İnsanlar, eskiye nazaran daha çok kazanca ve daha çok eşyaya sahip oldular. Bolluk ve bereket her yeri sardı. Eskisi gibi ekmek kazancı da çetin değildi. Ekmek de su da boldu. Alternatifleri de çoktu. Herkesin her şeyi vardı. Kimsenin kimseye ihtiyacı hemen hemen kalmamıştı. Muhtaçlığı da. Yardımlaşma ihtiyacı eskisi gibi değildi. Yardımlaşma azalmıştı. Herkes daha bireyseldi. Tabiri caizse pek çok kimse bireysel takılıyordu. Hayatını yaşıyordu. Kendi tercihini vurguluyor ve uyguluyordu. Herkes hayatını yaşasa da sosyal ilişkilerin kopmadığı ve bunların önemli ve kıymetli olduğunu düşünenler arasında da bu sefer kişisel rekabet arttı. Aralarında eşyaya, mala ve mülke sahip olma yarışı başladı. Onda varsa bende neden yok? Anlayışı yayılmaya başladı. Hem de artarak ve hızlanarak?

Herkeste daha çok mala ve eşyaya sahip olma düşüncesi ve hırsı giderek gelişti. Bunlar geliştikçe de insanlar daha da bireyselleşti. Bireyselleştikçe de mal, mülk sevdası arttı. Birbirini güdülercesine. Mal ve mülk sevdası insani ve değerler sevgisinin önüne geçti. Toplumun önemli kesimi için artık eşyanın, malın ve mülkün sevgisi diğer tüm değerlerden daha fazlaydı. Aslında kime sorsan, bu durumdan şikâyetçiydi. Ancak servet edinmekten de geri durmuyordu. İhtiyacından, kullanamadığından fazla biriktiriyordu. Buna neden gerek var? Diye sorulduğunda ise çoluk çocuğum için biriktiriyorum diyenler çoktu. Baba, anne kazanacak; çoluk, çocuk yaşamını sürdürecekti. Baba ve anneler kendi yaşamlarını idame ettirmenin ötesinde, gelecek neslin de ihtiyaçlarını karşılamak zorunda hissediyordu kendilerini. Belki de bu şekilde kendilerini teselli ediyorlardı. Fazla mal biriktirmeyi anlamlaştırıyorlardı.  Herkes, kendinden sonraki neslin de ekonomik olarak kurtarılması derdine düştü bu sefer. Kendinden geçti. Kendini değil, gelecek nesilleri de kurtarma peşine düştü. Önce can, sonra canan prensibi gereği, can kurtulunca cananı kurtarma derdi başlarmış. Can kurtulmadan da canan akla gelmezmiş. Şimdikiler ekonomik olarak canı kurtardıkları için gelecek nesillerdeki diğer canları ve cananları kurtarma derdine düşmüşlermiş...

Değerli dostlar, hâlbuki ben küçükken büyüklerin; akıllı evladın var, malı neylersin; deli evladın var, malı neylersin dediklerini hatırlıyorum. Evlat ya akıllı ya da deli olacağına göre, üçüncü şık da imkânsız olacağı prensibi gereği, buradan mal biriktirmeye lüzum yok manası çıkıyor. O dönemler mal daha çok toprak yani tarla ve taht. Taht oturulacak konut gibi şeylerdi. Üretim zaten sınırlıydı. Ahım şahım da zenginlik pek yoktu. Mal biriktirsen de ne biriktirebilirsin ki? Bu bir teselli miydi? Bilinemez ancak yaşam belliydi. Az mal, az sıkıntı ve çok değer. Şimdikinin tam zıddı şeyler.

Değerli dostlar, mutlaka mal ve mülk olmalı. Kimseye muhtaç olunmamalı. Allah kimseyi kimseye muhtaç etmesin. Hele namerde hiç... Muhtaçlara muhtaç olmak, ağır yük getirir insana. Dilerim, hiç kimse bu yükün altında kalmak durumunda olmaz. Devletlerin en temel fonksiyonlarından ve sorumluluklarından biri de vatandaşlarının bu duruma düşmesini engellemek ve bunun için önlemler almaktır. Bu hususta devlete ve hepimize önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Zira sorun, herkesin sorunu. Bugün bana yarın sana; bugün sana yarın bana misali. Bu konularda daha çok projeler ve kurumlar oluşturulmalı ve bunlar hayata geçirilmelidir. Önceden toplumsal dayanışma ülkemizde çok etkin olduğundan, bu tür sorunlar aileler içerisinde çözümlenirdi. Bu aynı zamanda bir inanç sorunuydu. Akrabaya, yakına, tanıdığa, yolda kalmışa, garibe yardım dini emir gereği yerine getirildiğinden, devlete bu konuda fazla bir görev düşmüyordu. Şimdi durum bence değişti. Algılar ve anlayışlar dönüştü. Bu açıdan, işin bu boyutunu ihmal etmemek gerektiği de bilinmeli.

Ürün üretmek, teknoloji geliştirmek, istihdam oluşturmak mutlaka gereklidir. Bunlar aslında tüm insanlığa bir hizmettir. Sonucu zenginlik olsa da bunlarda amaç çok boyutludur. Mutlaka içinde zengin olmak amacı da vardır. Ancak başka amaçlar da vardır. Çok amaçlıdır. Zenginlikle birlikte hatta ondan da önce gelişim, dönüşüm, ilerleme, güçlü olma, egemen olma, yönetme, yönlendirme ve daha niceleri sıralanabilir. Bunlar yaşamın önemli parametreleridir. Bunlarsız yaşam henüz düşünülmemektedir? Bunlar, sonucu zenginlik olan başka eylemlerdir. Eleştirim şimdilik bunlara değildir. Eleştirim salt çok mal, mülk ve servet edinmeye dayalı bir yaşam anlayışınadır.

Değerli dostlar, mal ve mülk aslında sebepten öte sonuçtur. Hedeften öte hedefe götüren araçtır. Hedef başkadır. Burası son durak değildir. Burası ara duraktır. Eskilerin deyimiyle üç günlük dünyadır. Tüm evrendeki mal, mülk, enerji değişmez, sabittir. Daha önce de belirttim, bu hususta yasalar vardır. Ne yaparsak yapalım, yasalar değiştirilemezdir. Yasa kendini adeta kilitlemiştir. Ya da yasayı yapan bunu böyle istemiştir. Yapacak fazla bir şey de yoktur. Ancak bir eşyayı veya hammaddeyi işleyerek ya da emek katarak, katma değer oluşturabilir ve değeri artırılabilir. Buna bir şey diyemeyiz. Ancak mala katma değer katılsa da en nihayetinde onunda değeri bellidir. Zira evrende, her şey sınırlı ve sonludur. Şirketin sermayesi artsa da ömür sermayesi tükenmektedir. Nerden bakılırsa bakılsın, bir sınır ve çerçeve çizilmiştir. Bunu anlamak ve hissetmek gerekmektedir. Aksi takdirde, biriktir, biriktirebildiğin kadar! Nereye kadar? Neye yarar?..

 

 

Hoşça kalın dostlar?