KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


MANEVİ DONANIM ŞART!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Bir manevî ayna olsa da gösterse en derunumuzu...

Gösterse;

Zihnimizi,

Ruhumuzu,

Kalbimizi,

Ve dahi dağarcığımızı nelerle doldurduğumuzu.

Acaba kaçımız onun karşısına çıkmak ister?

Kaçımız da var bu cesaret?

Hangi babayiğit ben yürekliyim diyebiliyorsa çıksın aynanın karşısına da herkes de görsün!

Zannımca pek azımız buna cesaret eder!

Hele de dağarcığında ki;

İyi – kötü,

Güzel-çirkin,

Her ne varsa ortaya dökülecek fikrine kaç kişi 'evet' diyebilir?

Zor tabii…

Bütün hırslarımızı,

Haset ve fesatlarımızı,

Kıskançlıklarımızı,

Harisliklerimizi ulu orta sergilemek!

Fakat sözde Müslümanlar olarak bizler her gün kendi içimize öyle bakmakla,

Nefis muhasebesi yapmakla yükümlü değil miyiz sorarım size erenler?

Hepimizde bir vicdan aynası olması gerekemiyor mu?

Bu soruya zoraki de olsa herkesin “evet” deyişini hayal edebiliyorum.

Var tabi böyle bir ayna hepimizde...

Var var olmasına da sanki biraz buğulu, sisli, yahut kirli gibi.

Yahut da görmemizi zorlaştıran bir köşeye konulmuş gibi.

Gafletin böyle oyunları her daim vardır dostlarım.

Ve bu gaflet deryası 'özeleştiriyi' nefisle anlaşarak işlemez hale getirir.

Zannımca böyle yaratılmışız!

Fıtratımız bu yönde emareler içermekte…

Aksi takdirde imtihan ve tekâmül olmazdı.

Oysa yapmamız gereken ittifak nefis ile değil kalb ile olmalı...

"Kalb ile akletmek" işte bunun işaretidir.

Nefs ile akledersek tutkularımızın esiri oluruz.

Öte yandan şayet ademoğlu bütün bunları kendi yalın aklıyla bulabilseydi dostlarım,

'Vahiy' diye bir kavram olmazdı kanaatimce…

Pek tabi vahiy'in geldiği peygamberler de ...

Ancak şu bir gerçek ki 'Vahye' olan ihtiyacımızı hiçbir akıl karşılayamaz.

İşte bu nedenledir ki ademoğlunun peygamberlere olan,

Onların öğretilerine olan ihtiyacı hiçbir zaman, hiçbir devirde son bulmayacaktır...

Tabii ki akıl çok önemli, çok şey verir insanoğluna…

Lakin öyle bir yerde şaşırtır ki hepsi boşa gider;

Hatta negatif unsurlara dönüşür.

Zaman zaman “Aklım bana oyun mu oynuyor acaba ?”diye şüpheye düşmelerimiz,

İkilemde kalmalarımız da hep bundandır kanaatindeyim...

Zira ‘Batı Felsefesi’ bunun dramatik örnekleriyle doludur.

Benim kişisel bir iddiam vardır:

Batı Felsefesi' nden Batılılar değil, en iyi Müslümanlar yararlanabilir.

Lakin bu çok risklidir bir adımdır.

Şayet soru işaretlerini sonlandırmış, akli selim, kalbi selim ve dahi kamil bir kişilikse Müslüman kişi dialektik cendereye sıkışmadan, oraya girip çok iyi derlemeler yapabilir…

Tabi başta da vurguladığım gibi bir manyetik alana kapılmazsak,

Bir yüksek voltaj teline dokunmazsak,

Yani bunlardan korunacak manevi olgunluk ve donanımımız var ise…

Batı Felsefesi denilen deryadan ümmetin geleceği için çok faydalı kazanımlar edinilebilir...

Altını çizdiğimiz gibi süreç zorludur.

Düşünce hatası yapanlar,

Bilgiler arasında yalnız kaldığını hissedenler,

Kendilerini bir kısır döngüye kapılmış gibi hissederler.

Onları bu beyhudelik duygusundan ise sadece düşünce yardımı kurtarır zannımca,

Başka bilgiler değil.

Düşünce yardımı da düşünce bilgisi ile gerçekleşir.

Benim okurken aradığım hep budur.

Bir düşünce, yanlışları da olsa, değerli bir düşünce bilgisi taşıyabilir.

Temyiz edebilenler için bu çok değerli bir sonuçtur, katkıdır.

Bazısı soru sorar.

Sorduğu soru bir düşünce hatasından kaynaklanıyordur.

İhtiyaç duyduğu cevap, onun istediği cevap değildir.

Ama genellikle anlamaz, aradaki ilişkiyi.

Önce sormayı öğrenecek hale gelmesi gerektiğinin farkında değildir.

Matematik hocamız derdi ki:

"İnsan matematikte sormayı bilmediği sorunun cevabını da anlayamaz.

Önce matematiğin dilini bileceksin.

Sorunda bile, daha neleri bilmediğin açıkça görülüyor; önce onları öğreneceksin geçmiş derslerden."

Bu sadece matematiğe has bir durum değildir.

Birçok bilgi dalında böyledir.

Kopuk bilgi parçalarından düşünceyi doğdurucu sonuçlar çıkmaz.

Terkip alışkanlığı kazanılmamışsa her bilgi parça buçuktur.

İstediğiniz kadar yüklenin.

Düşünce adamı değil;

Bilgi hamalı,

Hatta ve en fazla da düşünce mankeni olursunuz.

Sonra oturup kahırlanırız:

"Niye böyleyiz, niçin doğru yolda doğru yürüyemiyoruz?" diye.

Bireysel olarak da toplumsal olarak da;

İtidal,

Bütünlük,

Terkip,

Düşünce (kalb ile düşünce) kavramlarını anlayamadığımız için…

Nefsin oyunlarına ve hilelerine fikir planında karşı koyamıyoruz.

Hayatı gerçek mahiyetiyle anlayamıyoruz erenler…

Hal böyle olunca bu terslikler oluyor ve bir düzen tutamıyoruz.

Farkındayım bugün meramımı aktarmak bir ağır bir üslup ile hasıl oldu.

Zannımca birazda alışagelmiş tarzımızdan ağır oldu.

Lakin manevi donanımın gerekliliğin altını çizmek biraz da felsefi dil gerektiriyor.

Sözün özü dostlarım kalbini manevi kirlerden arındırmak,

Ve dahi Yaradan’a olan mutlak bağlılık her kapıyı açacak yegane anahtardır.

Ve biz ademoğulları sonsuz huzur ve sükun bu anahtarı boynumuzdan eksik etmemek gerek.

Kalın sağlıcakla.

Gürkan Ofis Mobilyaları