KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


MATEMATİK BİLMEK TÜM SORUNLARI ÇÖZER Mİ?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, bildiğiniz üzere gerek ülkemizde gerekse de dünyada pek çok sorunlarla karşı karşıya kaldığımız bir gerçektir. İnsanlığın sorunları sadece gelişmemiş ülkelerle de sınırlı değildir. Günümüzde pek çok sorun, küresel boyutlarda benzerlik göstermektedir. Hatta benzerlikten de öte dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir sorun, tüm ülkeleri hatta belki de tüm insanları etkilemektedir. Dünyanın genel sorunları; işsizlik, geçim, güvenlik, küresel ısınma, göçler, savaşlar ve diğerleri. Bunların en temel nedenleri konusunda ayrı bir yazı yazılabilir. Bu yazımda sorunların nedenlerinden ziyade sorunlara yaklaşım ve çözüm metotları ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli dostlar, sorunsuz bir dünya ve yaşam yok. Maalesef yaşam böyle devam ediyor. Nimet, külfet dengesinde sürüyor. Bunları defaten ifade ettim. Sorunların varlığı bir gerçek. Yaşamın doğası böyle. Yaşamın bizatihi kendisi sorun üretiyor. Yaşamın ürettiği sorunlara ilaveten, bazı toplumlar sorunları daha çok artırıcı hamleler yaparken bazı toplumlar da daha az sorun ve daha çok çözüm üreten hamleler veya davranışlar geliştiriyor. Bu durum toplumların sosyal, ekonomik, gelişmişlik ve diğer özelliklerine bağlı olarak değişiyor. Yani genel olarak gelişmiş toplumlar daha çözümsel, gelişmemiş olanlar da daha sorunsal bir davranış yapısı sergiliyor. Bu bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Değerli dostlar, yaşamda sürekli sorunlarla karşı karşıya bulunmamız gerçeği; yaşamın sorunlarla mücadele yani onları çözme alanı şeklinde gelişmesine neden olmaktadır. O halde bu durumda ne yapacağız? Sorunlara nasıl yaklaşacağız? Onları çözmek için nasıl bir davranış modeli geliştireceğiz? Bunların yanıtlarını vermemiz gerekmektedir. Yaşamla mücadelede bunlar önemlidir.

Her şeyden önce tıp alanında söylenen bir deyim, sorunlara yaklaşım tarzımızın yansıtılması açısından önemlidir. Deyim; önce doğru teşhis, sonra doğru tedavidir. Burada, meseleleri doğru teşhis ve doğru çözüm geliştirilmesi yaklaşımının benimsenmesi tavsiye edilmektedir. Bu yaklaşım için değişik yöntem ve metotlar ortaya konulabilir. Bunlar öncelikle doğru bir bakış açısı, sorunları doğru tanımlamak, onları somutlaştırmak, tarafsızlık, faklı çözümler geliştirme kabiliyeti, her zaman dediğim gibi sistemsel bakış, uzmanlardan yararlanma, istişare ve diğer pek çok genel yaklaşımlar olarak belirtilebilir.

Değerli dostlar, yukarıda saydığım ve diğer saymadığım yaklaşımlar şüphesiz önemli ancak, benim asıl bunlardan daha önemli gördüğüm bir hususu burada ifade etmeye çalışacağım. Nobel ödüllü ABD´li Matematikçi olan John Nash´e göre iyi matematik bilmeyen toplumlarda, adalet yoktur. Nash, matematik bilmekle adaleti özdeştiriyor. Diğer bir ifadeyle adaletsiz toplumların matematik bilmediğini ifade ediyor. Bu nasıl oluyor?..

Matematiğin doğasında oluşan eşitliliği, adalet gibi algılamak gerekir galiba. Örneğin matematikte x+y=z dersek, burada eşitlilikten oluşmuş bir denklem ortaya koymuş oluruz. Eşitlik aynı zamanda denklik veya adalet manasına gelebilir. Zira denklemi, x+y ancak tek z etmektedir anlamında da okuyabiliriz. Bunu matematik açıkça ifade etmektedir. Denklem aynı zamanda sorunların teşhis edilmesi anlamına da gelmektedir. Matematik bu anlamda da önemlidir. Bir sorunu matematik denklemine dönüştürmek, sorunu tanımlamak ve diğer bir ifadeyle doğru teşhis etmek demektir. Bu açıdan matematik müthiş bir alettir. Bunu öncelikle ifade etmek gerekir.  Bu açıdan Nash´e hak vermemek mümkün değildir.

Tüm sorunlar matematiksel denklem şeklinde ortaya konabilir mi? Diye sorulduğunda ise buna elbette evet diyemeyiz. Özellikle sosyal olayları, denklem halinde yazmak her zaman mümkün değildir. Ancak imkânsız da değildir. Soysal meselelerin matematik diline çevrilmesinin yöntem ve metotları vardır. Bunlarla ilgili analojiler kurulabilir ve matematiksel yapı oluşturulabilir. Bir olay ile olayda rol oynayan parametreler arasında ilişkiler kurularak, olayı tanımlayan bir matematik denklemi yazmak mümkündür. Olay denklem halinde de tanımlanabilir. Diğer bir anlamda olay teşhis edilebilir ve tanımlanabilir. Burada parametreler ne kadar doğru belirlenirse olayı tanımlayan modelin de doğruluğu da o kadar güçlü olur. Dolayısıyla bu durumda hem teşhis hem de olayın gerçek yüzü ortaya konmuş olur. Olayın gerçek yüzünün ortaya konması, aynı zamanda hakkın veya gerçeğin ortaya konması yani Nash´ın da ifade ettiği gibi adaletin de sağlanmasının zeminin oluşturulması anlamına gelmektedir.

Değerli dostlar, adalet şüphesiz salt matematik bilmekle sağlanmayacaktır. Tersi çok iddialı bir savdır. Ancak sorunlara bilimsel ve sistemsel yaklaşım, onların çözümünde ve toplumsal birliğin sağlanmasında önemli olan adalet kavramının uygulanmasına katkı verecektir. Bu durum aynı zamanda liyakati de beraberinde getirip, emanetlerin ehline verilmesine olanak sağlayacaktır. Tüm gelişmiş ülkelerde ve başarılı firmalardaki yaklaşımlar aşağı yukarı böyledir. Kaldı ki Türk Milleti matematiğe yeteneği olan bir millettir. Bence bu konuda avantajlı konumdadır: Potansiyeli mevcuttur ancak mevcut potansiyel henüz tam anlamıyla harekete geçememiştir. Tarihsel gerçekler ise geçebileceğini göstermektedir?

Bir projenin değerlendirilmesi gayesiyle gittiğim firmanın Genel Müdürü bana, firma sahibinin kız çocuğunu firmada alt bir pozisyonda işe başlatacağını söylemişti. Ben de Genel Müdüre: patron çocuğunu daha üst bir mevkiden başlatmak isterse tavrınız ne olur? Diye sormuştum. Genel Müdür bana aynen: böyle bir şeye asla izin vermem demişti. O bunu söylerken yanımızda, fabrika sahibinin diğer çocuğu olan oğlu da vardı. Yanımızda patronun oğlu olmasına rağmen o bunu rahatlıkla söylemişti. Zira fabrika sahibinin oğlu da biliyordu ki Genel Müdürün yaklaşımı, evrensel bir prensip ve fabrikanın da menfaatineydi. Bu yaklaşımı özel sektörde görsek de maalesef kamu sektöründe henüz yeterince görmek mümkün görünmemektedir. Ancak olması gereken görünmesidir.

Değerli dostlar, sorunları doğru tanımlamak; çözüm için gerek ancak yeter koşul değildir. Tanım yani teşhis bu noktada yeterli olmamaktadır. Sorunların çözümü için doğru çözüm metotları yani doğru tedavi uygulamak da önemlidir. Bunun için uzman desteği, teknolojik destek, çözüm için sorunlara farklı açılardan farklı bakış açısı geliştirme ve bunlardan yararlanma gibi yöntemler de önemlidir. Günümüz dünyası, sorunların çok karmaşık olduğu bir dünyadır. Burada takım anlayışlarının, farklı görüş ve düşüncelerin dikkate alınması gibi hususlar da sorunların teşhis ve tedavisinde önem ifade etmektedir. Bu yaklaşımların, tüm toplum geneline yansıtılması da gerekmektedir. Bunun için eğitim sistemimizin, söz konusu yaklaşımların bireylere öğretilmesi ve benimsetilmesi açısından önem ifade ettiği gerçeğini bir kez daha söylemek gerekir. Sistemin yeniden bu tür yaklaşımları destekleyecek şekilde yapılanması, kuşkusuz önemlidir. Eğitim ile birlikte kurumlarımızın da bu tür yaklaşımlara göre yeniden yapılanmasının önemini de vurgulamak gerekir. Özellikle kamu kurumlarında sorunların çözümünde, çözüme katkı verenlerin sayısının artırılması ve çalışanlardaki sorumluluk bilincinin geliştirilmesi, bu noktada önem arz etmektedir. Bu aynı zamanda toplumsal bir görevdir. Görevden de öte vebaldir?

 

Hoşça kalın?