KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


MEĞER BÜTÜN YOLLARIM ÇIKMAZ SOKAKMIŞ!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Hey gidi hey!

Sevgili dostlarım;

Zaman öyle bir zaman oldu ki şimdilerde nerdeyse randevusuz sadece AVM’lere gidebilir olduk!

Ve bu durumun acısını çıkarırcasına

Harcıyoruz…

Yiyoruz,

İçiyoruz

Fakat bir türlü ne karnımız, ne de gözümüz doyuyor…

İşte bu bu vehamet karşısında ben fakir uzun uzun düşünüp taşındım ve bundan böyle ikiyüzlü olmak istediğime karar verdim…

Mübarek bayram dönüşü nereden çıktı şimdi bu demeyin ereneler.

Gerçekten ikiyüzlü olmak geliyor içimden.

Çünkü iki yüz,

İki insan;

Üç yüz, üç insan;

Dört yüz, dört insan demek değil midir?

Yani yüzümüz arttıkça çoğalıp, kalabalıklaşıp gücümüz artmaz mı?

Kanımca bu devirde bu böyle dostlarım…

Bakın söylemedin demeyin biran evvel siz de bir yüz edinmeye bakın.

Şahsen ben kendim kalabalıklarla uyum sorunum olduğu için kolay geçinemeyeceğim için iki yüzüm olsun yeter canım sıkılınca, lazım oldukça iki yüzümü de kullanırım diye düşündüm.

Sizler yüz sayınızı artırmakta serbestsiniz…

Ve lütfen bu yüz çoğaltma işinin her hangi bir yerde bir kursu varsa,

Ya da kısa yoldan öğreneceğim bir takım yollarını biliyorsanız hiç vakit geçirmeden ivedilikle tarafıma bildirmenizi istirham ediyorum…

Hemen kayıt yaptırmak; bu zekâ oyununu, bu sosyalleşmenin biricik yöntemini, başarıya giden yolları bilmek öğrenmek istiyorum…

Zirveye açılan o kapıları bu anahtarla açmaktır muradım…

Bu arada yazık bunu da kaybettik yorumlarınızı duymadığımı zannetmeyin.

Evet, kaybolmak üzereyim erenler…

Zaman öylesine bir seyir izlemekte ki bulunduğum noktada hiçbir şey bilmediğimi öğrenme faslındayım!

Şu yaşıma kadar tevazu, merhamet, sevgi, şefkat, doğruluk, dürüstlük, nezaket, bilgelik denen kutlu yollara çıkan yokuşlarda ömür çürüttüm.

Lakin gördüm ki boşa harcamışım zamanımı…

Boşa ömür çürütüp,

Boşa gönül verirmişim bu sevdanın tozlu yollarına.

Meğer zaman kıs kıs gülermiş hali pür melalime de…

Ben fakir her zaman olduğu gibi yine fark edip anlayamamışım.

Meğer kandırılmışım,

Meğer bütün gittiğim yollar çıkmaz sokakmış,

Bildiğim her şey işe yaramaz işlermiş,

Hiçbir şeyi bilmezmişim!

Ademoğlu çok çok değişmiş dostlarım.

Sanki ben başka bir yüzyıldan fırlayıp gelmiş bir dinazor gibi şaşkınım,

Garibim ve tek yüzümle etrafıma dizilmiş tek bedenli çok yüzlü garabetlere bakıyorum.

Anlaşmak ne mümkün,

O kadar yüz ve o kadar ağız!

Her ağızdan farklı farklı çığlıklar!

Sanırım Oktay Akbal’ındı dostlarım yıllar önce okuduğum güzel bir denemede “Önce ekmekler bozuldu sonra her şey” diyordu üstat…

O modern fabrikasyon değirmenler var ya dostlarım;

İşte onlar nasıl ki buğdayı kabuğundan, özünden ayırıp bin parçaya ayırdı ise

Hayat değirmeni de bizi kıydı erenler…

Bizi ayırdı,

Bizi öteki bizden ayırdı,

Kepeğimizi, kabuğumuzu, unumuz bir yana savurdu…

Her biri bir diğerinden leziz bembeyaz ekmeklerle semizleşip genişledikçe,

İçimizin bütün cevherlerini yitirip daraldık, küçüldük, azaldık, büzüldük zaman içinde yarenlerim.

Değiştik dostlarım;

Farklılaşıp başkalaştık.

Özümüzü yitirip kendimizi tanımaz hale geldik.

O kadar çok yüz edindik ki her birimiz,

Aynı bedendeki onca yüz asıl yüzün hangisi olduğunu unuttu.

Unuttuk dostlarım…

Gerçek yüzlerimizi unutup maskelerle dolaşır olduk.

Ruhlarımızı dilim dilim doğrayıp,

‘Menfaat’ denen canavarın önüne attık.

Kendimizden koptuk, ayrıldık, dünyalık işlerin peşinde unuttuk kendimizi.

Büyüklendik,

Kibirlendik,

Sinirlendik…

Kendimizi tanıyamadığımız garabetlere dönüştük.

Yaşlı ve yorgun dünyanın merkezi öylesine ağırlaştı ki sayemizde

Sonunda kimselere yer kalmadı!

Biz böyle değildik dostlarım,

Ruhumuz böyle değildi,

Sözümüz,

Özümüz,

Yüzümüz böyle değildi!

Yüreğimiz vardı içinde volkanlar kaynayan,

Yüreğimiz vardı içinde fırtınalar kopan,

Ve dahi içine kâinatların sığardı…

Evlerimiz geniş,

Sofralarımız bereketli,

Ruhlarımız haysiyetliydi erenler…

Aşk vardı hayatımızda,

Gerçek aşk.

Leyla ve Mecnun aşkı olmasa da benzeyen ve benzetilen aşklarımız vardı.

Biz sevdiğimizi harbi severdik!

Tek yüzümüz, tek sevdamız, tek inancımız vardı.

Bütün yokuşlar bizimdi, sevdalar bizim.

Sanki birden hızla zaman tünelinden geçtik.

Biz mi zamanı geçtik,

Zaman mı bizi geçti,

Yoksa başka şeyler miydi bizi geçen bilemedik, öğrenemedik…

Sokakların, caddelerin ışıkları göz kamaştırdıkça,

Gönlümüzün ziyası karardı adeta, feri söndü…

Evlerimiz küçüldü birden.

Hanelerimizin bereketi olan büyükleri evlerden göndermekle başladık işe önce…

Misafirler azaldı bir bir ardından,

Bir bardak çay içmek için bile günler öncesinde randevu alır olduk.

Oysa babaannelerimiz, anneannelerimiz çat kapı gelen misafirlere anında ne sofralar kurarlardı, ne misafirler gelirdi o zamanlar hatırlayın erenler.

Evler şenlenir, insanlar neşelenirdi hayat bayram tadında geçerdi…

Ben de ikiyüzlü insanları göre göre bir yüzüm daha olsun da biraz rahat ederim belki diye düşündüğüm için “İkiyüzlü olmak istiyorum!”

Gerçi benim gibi türünün son örneği niteliğindeki insanlar için bununda çözüm olmadığına eminim lakin dostlarım ruhumdaki isyan ve çaresizlik zaman zaman böylesine ütopik söylemler peşine düşürüyor bu fakiri yarenlerim…

Ve çok yüzlü olmak istiyor…

Bu bayram da böyle oldu.

 

Gürkan Ofis Mobilyaları