KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


MİSAFİRİ UNUTTUK!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili dostlarım;

İnsanı çeldiren, cezbeden her özelliğe sahip,

Sunduğu kolaylıklar giderek artıyor.

Sosyalleşme ve hız gibi bugünün iddialı eylemleri hep ‘dışarıda' ifa ediliyor.

Evet belki ev içlerinden uzaklaştığımız sürece,

 ‘Dışarısı'nın kapsadığı alan giderek genişledi lakin diğer yandan da dışarıya bağımlılığımız artıyor ısrarla erenler.

Huzur ve sükut mahalli olması gereken meskenlerimizde huzur bulamaz olduk.

Dışarıda yemek,

Dışarıda vakit geçirmek,

Dışarıda buluşmak...

‘Modern Zamanlar’ın en alışılagelmiş eylemleri oluverdi artık.

Evlerimiz giderek misafiri unuttu.

Oysa evin zekâtı, biraz da içinde ağırladığınız konuklar değilmiydi yarenlerim?

 Ev içlerinde yaşamak sıkıcı bir şey olarak algılanır oldu artık.

Bir çeşit tembellik ve uyuşukluk çağrıştırıyor eve de olmak artık özellikle çalışan kadınlar nezdinde.

Ve pek tabii bir de kurtulmak gerektiği düşünülen ‘ev işleri'ni çağrıştırıyor.

Bir türlü bitmeyen ev temizliğini, ev bakımını çağrıştırıyor erenler!

Hal böyle olunca vakit kaybı olarak bile algılanıyor evde oturmak.

Dışarıda çalışmak durumunda olan kadın, eve geldiğinde ev işini ne kadar az yaparsa o kadar daha uzun zamanı ‘kendine' ayıracağını düşünüyor dostlarım.

Çünkü ev, giderek aileden, kendimizden ve hayatımızdan ‘gayrı' bir şeye dönüştü.

Sevgili dostlarım geçtiğimiz günlerde izlediğim bir belgeselde Fransız insanın gündelik yaşamı konu edilmekte idi. Tamamen hayatı evin dışına taşıyan Farnsızlar 60 m2 geçmeyen hatta zaman zaman 15 m2 lik tek odalı evlerde yaşamlarını idame ettiriyorlar, büyük ve çok odalı evler neredeyse oda oda kiraya veriliyordu. Anlayacağınız evin anlamı sadece otel misali gece gelip konaklanacak yer olmakta öteye bir anlama ifade etmemekte. Bunca iç içe geçen yaşamlara karşın, insanlar arasındaki ilişkiler ise son derce kopuk…

Çünkü dostlarım ilişkilerin ‘mahrem' ile olan bağını unutmuş görünmekte Fransız insanı, ve tabi modern insan.

Bu tablo içinde yarenler ev içi denilen kavram ise kolayca ‘sokak'la özdeşleştirilmiş gözükmekte idi..

Üretilen, tüketilen, sosyalleşilen, susulan, öğrenilen, yenilip- içilen sokak, giderek bir çeşit ev olmuş görünüyordu modern zamanların Fransız insanı için.

Ahalisinin birbiriyle pek ‘aile' olmadığı, ama tek tek fertler olarak bir arada durduğu, ruhu eksik bir ‘mekân' olarak Fransız insanın yaşadığı yere ev demek doğrusu çok da olası görünmemekte idi bu tablo içinde.

Yine bu belgeselde anlatıldığına göre dostlarım Fransız insanı için en özel günlerin başında gelen Noel'de bile Avrupa'nın en kalabalık caddelerine sahip olan Fransa’da , rengarenk süslenmiş ara sokaklarında apartman dairelerinin çoğu karanlık gözükmekte idi...

Çok dikkat çekici bir şekilde pencere kenarlarında renkli ampullerle süslenmiş çam ağaçları ev ahalisini bekler halde mahzun bir biçimde görülmekte idi.

Dostlarım yine toplum bilimcilerin tesbitine göre dünyanın metropolleşen pek çok kentinde, insanların yerleşim düzenlerini kurarken kendilerini konumlandırdıkları açı, içerisi değil ne yazıkki hep dışarısı olmakta artık.

Ben ise yarenlerim sizlere şimdi ve hâlâ ısrarla içerisi ile dışarısı arasında bölünmemiş, koparılmamış bir bağı simgeleyen, içinde huzur ve sükut bulduğumuz ‘ev'lerden bahsetmek istiyorum.

Çünkü bunu tahayyül etmek dahi bana kendimi daha iyi hissettiriyor.

‘Mutlu ev’ dostlarım saygı, hürmet, dayanışma, sadelik, tevazu, mahrem gibi değerleri oluşturmak ve korumakla, insanın fıtratına uygun yaşama modelini hatırlatır bizlere.

Ve evimizi kurarken Kuran'ın öğütlediği bu prensiplere yakından bakmamız gerekir kanaatindeyim naçizhane…

Dostlarım millet olarak ‘apartmancılık' hevesimizin doyma noktasına ulaşmış bulunduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, yine bu yazıda bahsettiğim farklı coğrafyalardaki ev' kavramının kaçınılmaz değişim ve dönüşümünü de göz önünde bulundurarak, evrensel bir yaşama modelini yeniden oluşturmamız için, kadim barınma adabımıza bakmamızda yarar var düşüncesindeyim.

Bunu yaparken de bugünün ihtiyaçları doğrultusunda elbette birçok unsuru yeniden ele almak gerek.

İşte dostlarım ele alınması gereken bu unsurların başında mahremiyet ve ev ilişkisi ilk sırada gelmekte bana göre…

Ve toplum olarak artık doyup usandığımız apartman kültüründe insanlığımızın nasıl azaldığını bir toplum bilimcinin apartman hayatına dair yapmış olduğu tahlilden sizler için yapacağım alıntı çok daha iyi anlatacaktır diye umuyorum erenler.

“Üst, yan, alt dairelerin arasında sıkışan insanlar ne yazık ki sükunet içerisinde dinlenmek, kendini geliştirmek, misafir ağırlamak, sohbet gruplarını davet etmek gibi en tabii aktivitelerini rahatça yapamamaktadırlar. Apartmanlarda yaşayanlar arasında bu derece fiziki yakınlık olmasına rağmen, bir türlü arzu edilen iyi komşuluk ilişkileri kurulamamasının sebeplerinden biri de budur. Daire sahipleri, bir yanılsamayla kendi bireysel alanı olarak gördüğü yerleri diğer maliklerin kullanmasına tepki duyar. Çoğu insan anlam veremediği bu rahatsızlığın aslında mahremiyet ihlali ile ilgili olduğunu anlayamamaktadır.”

 

İşte dostlarım bu tahlil somut hayattan verilen örneklerle ne kadar da örtüşüyor öyle değil mi ?

Bütün bu bigilerin ışığında dostlarım gündelik hayatımızın, toplumsal yaşamımızın, millet olma kavramımızın en önemli öğelerinin şekillendiği, içinde kendimizi bulup, kendimiz olduğumuz Evlerimiz ne yazık ki giderek sadece otel niteliği kazanmakta, metropol yaşam tarzının ortaya çıkardığı her türlü değerlerini yitirip, yalnız mutsuz, umutsuz, güvensiz, güvenilmez bir ruh haline bürünen metropol insanı EV ‘i yuva olmaktan çıkartıp, otelleştirmeye yönelirken, huzur başta olmak üzere her türlü ihtiyacının cevabını dışarıda ararken ecdadın yaşadığı sevgi dolu yuvalara özlem duymamak mümkün değil.

Bütün bu trajik tablo içinde dostlarım bizler düşen görev ise evlerimizi yuva yapmak için her türlü çabayı sarf etmekten geri durmayalım… Hele de geleceğimizin teminatı yavrularımıza huzur ve sükunun evlerimizde, yuvalarımızda olduğunu yaşayarak öğretmek için azami çaba sarf edelim aksi halde millet olma vasfımız bitecek, medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarın midesinde dönenip duracağız…

Gürkan Ofis Mobilyaları