KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


CEYHUN ÜSTEN


O EVRENSEL DİLİ KURABİLMEK ASIL MESELE…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Bu ülkede güncel olayları yorumlamak üzere yazmaya devam etmek için çok güçlü nedenleriniz olması gerek.

İki binli yılların başından beri çeşitli mecralarda ( ağırlıklı olarak internet medyasında) şevkle bağlandığım bir niyetti yazmak benim için.

Dünyada ve memlekette olan biteni anlamaya,

Ve dahi anlamlandırmaya çalışmak,

Üzerinde yaşadığım toprakların hatıralarını, rüyalarını, korkularını, acılarını işitmek, işittirmek,

Çoğulcu ve özgür bir geleceği birlikte inşa etmek;

Bizleri buluşturan sahici bir dilin içinde hayatı paylaşmak gibi bir niyetle yazıp duruyorum yıllardır.

Yazıyorum da,

Yazarken de bir türlü düzelmeyen olaylar kaşısın da yıpratıp duruyorum bu fakiri…

Lakin artık biliyorum beni böylesine harap eden,

Dilsiz ve yaşamasız bırakanın ne olduğunu.

Belki oldukça klişe bir şey,

Fakat gerçek:

Başkaları için yaptığımız tanımlar içine kendimizi hapsetmiş olduğumuz için kanımca bu yıpratış.

En ciddi katliamların,

Tahriklerin,

Psikolojik harekâtların bile gerçekliğiyle değil,

Bizlerin birbirimize hangi tanımlar atfettiğimiz üzerinden 'görüldüğü' bir memlekette,

Kelimelerle yaşamak demek,

Yaşamasız kalmak manasına geliyor…

Olan biten her şeyi bu nazari tanımlarımız üzerinden yorumlayanların karmaşık niyetlerine karşı çıkma gereği dahi duymaz oldum ne zamandır.

Silindi kelimeler.

Başörtülü gençlerin uzun yıllar:

 "Valla ben sandığınız gibi sofu değilim, baskıyla örtünmedim. Batı'yı da bilirim, gayet entellektüelimdir" gibi bir iç sesle hayata tutunmak zorunda kaldıklarında hep içim yandı.

Çünkü örtünmenin manevi boyutlarını,

Katman katman sırlarını ifade edecek o evrensel dili kurmak yerine kendilerini imha etmeye çalışan o çatışmacı dile karşı hep savunmada kalmak zorundaydılar.

O savunma dili işte, bizim bütün mağduriyetlerimizde saklı hâlâ.

Oysa ne kadar sıkıştı kullandığımız dil, değil mi?

Sivas davası diyorsunuz bugün mesela.

Hemen gelsin büyük ayrım.

Bir kesim çıldırıyor:

"Azmettiriciler yargılanmadı, provokatörlere ulaşılamadı.

Dönemin bakanları, içişleri yetkilileri, emniyetçileri konuşmadı.

 Onlar nerede?"

Bir diğer kesim:

"Vay o kadar kişi müebbet aldı, içeride yattı, ne haksızlığı?"

Bir başka kesim, kendilerine katliamcı denildiği için hassas ve bu alınganlığın getirdiği saldırganlıkla çıldırıyor:

"Yaktık, yine yakarız!"

 Bir başka kesim mağduriyetinin efendiliğinde hep:

"Solcular yine mağdur!"

Sonra bir kesim yine çıldırıyor:

"Aleviler burada kendilerini hep mağdur eden zihniyetin bir derin devlet operasyonu olduğunu bile bile devletin partisine oy veriyor.

O zamanlar iktidar ortağı bu partinin uzantısıydı."

Yine birileri çıldırıyor sonra:

"Aleviler AK Parti’ye asla oy vermeyecek!"

Sevgili dostlarım;

Çorum,

Maraş,

1 Mayıs,

Bahçelievler,

faili meçhuller vesaire bu anlamda arkasındaki güçlü kalkanlarıyla birlikte aydınlatılmadığı sürece;

Kanaatim odur ki Siva’ da, Başbağlar’ da olmaya devam edecek.

Çünkü nihayetinde asıl katliam birbirimizden nefret etmemizle gerçekleşiyor.

Bizler hep bu gerçekleri görmemekteki kararsızlığımızı sürdürerek kör döğüşünü sürdürüyoruz…

Bu yüzden dostlarım;

Sorunları birbiriyle vuruşturmayı,

Çözüm üretmeyen tartışmayı bırakalım,

Gelin hakkaniyetli bir ruh haliyle empati yapıp karşımızdaki insanı anlamaya gayret gösterelim.

Mevcut olaylara,

Geçmişe ve geleceğe bir nebze hoşgörü katarak hayatımızı idame ettirmeyi deneylim.

Emin olun kazanan biz olacağız…

Gürkan Ofis Mobilyaları