EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


H. Ali YILDIRIM


ORDU, SİLAH VE BARIŞ

YENİ DÜNYA - H.Ali YILDIRIM


Türk ordusunun Suriye’de yaptığı operasyonlara atfen bazı kesimler bir taraftan ilk cümleyle orduyu desteklediğini söylerken diğer taraftan barıştan yana olduğunu ve silahların bırakılması gerektiğini söylüyor. Nasıl bir akıl! Bu çağrı ilk bakışta Cinderella ruhlu, tüm-iyimser, salt iyilik yanlısı insanlara, babaannelere, anneannelere, iyilik perisi kişiliklere ve kargaşa ile mücadelenin ne demek olduğunu anlamamış genç dimağlara hoş gelebilir ama durum öyle değildir. Bu çağrı bahsettiğim masum hedef kitleye göz kırpmaktır, oylarına göz dikmektir, ayakta uyutmaktır, milli çıkarları görmezden gelmek veya milli çıkarların dibine kibrit suyu dökmektir. Dahası Türk Ordusunu yaralamak, incitmektir, eğer niyetleri ordunun kafasını karıştırmak değilse.

Adı üstünde ‘terörist’ dediğimiz, katil, hukuk tanımaz, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, kutsal, milli servet demeden yakıp yıkan, öldüren, şiddet ve acı veren bir zihniyetten bahsediyoruz. Böyle bir vandallığı sevgi pıtırcıkları ile yok etmeyi teklif edenlerin aklını iki türlü okuyorum. Birincisi hakikaten terörü, devleti ve otoriteyi anlamamış olmanın ve hayatı tozpembe görmenin verdiği ‘iyimser körlük’, diğeri de zihin altında sakladığı gerçek niyetini gizleyerek, karşısındakini saftirik yerine koyan aymazlığın yarattığı ‘kurnazlık’ tır. Bu tipler ana akım medya kanallarında her gün boy gösterdiklerine göre birinci ihtimal çok zayıftır. Öyleyse nedir zihinlerinde sakladıkları şey? Türk Ordusunun kafasını karıştırmak mı, ortamı bulandırmak mı, milli özgüveni zayıflatmak mı, ordunun hedefindekileri korumak mı, kurnazca başka yerleri savunmak mı, yoksa hepsi mi?

Silah ve barış iki zıt kavram olarak ilk bakışta yan yana tuhaf gibi duruyor. Ama yaradılış kanunlarında her şey zıttı ile vardır, gece ve gündüz gibi. Her yokuş aynı zamanda iniş demektir, sadece zaman ve enerji gereklidir. Burası Ortadoğu’dur, silahsız diplomasinin işlemediği bir coğrafyadır, diplomasi maçının kuralı budur, silahınız yoksa kaybedersiniz, burada sevgi pıtırcıkları sökmez. Bu söylem bir tarafı kaybettirmek için kullanılır, bunu sadece hayal âleminde gezenler bilmez, bir de kim olduğu hakkında kesin bir kanaati olmayanlar. Şöyle düşünün, komşu köyde silahlı bir çatışma nedeniyle ölü ve yaralı olmuş olsun, jandarma silahsız gelsin ve sevgi yağmuru yağdırsın, tarafları insanlığa davet etsin ve zayiat versin, siz de jandarmayı alkışlayın. Bu mu arzu ettiğiniz manzara? Bunu ancak Diyanet ve Kızılay’dan bekleyebilirsiniz. Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz böyle bir müdahaleden? Sonra Jandarma’nın durumu ne ola ki? Bu söylemi yapanların aradığı şey ordunun aslanlığından rahatsız olup ‘Lütfen sakin olunuz’ diyerek aman dileyen süfli bir ordu mudur? Ama kimse kusura bakmasın Türk Ordusu ‘Dur’ der ve durdurur, bunun için hukuk ve vicdan çerçevesinde neyi kullanması gerekiyorsa onu kullanır ama asla kimyasal kullanmaz. Arzu etmesek te işin doğası gereği zarar da görebilir çünkü onun bulunduğu sahne tiyatro sahnesi değildir, çatışma sahnesidir, kurallarını ışıklı stüdyolarda ahkâm kesenler belirleyemez. Suriye’de ne işimiz mi var diyenlere cevap: Bizi hasta eden sivrisinekleri üreten bataklığı kurutma işimiz var ve bataklık sahibi aymazlıktan dolayı kusurludur.

Ordu milletin ordusudur, özel sektör ordusu değildir, başına buyruk muz cumhuriyeti ordusu da değildir, devletinin ve milletinin emrinde hareket etmektedir, bunu kendileri de bilmektedir. Tam ordunun ve diplomasinin galebe çaldığı bir zamanda ‘silahlar bırakılsın’, ‘barış olsun’, demenin ve ‘kimyasal kullanıldı iftirası’ atmanın ne anlama geldiğini bilmiyor muyuz? Tam golle sonuçlanacak bir atak esnasında maçı durdurmayı teklif etmenin ne olduğunu anlamak çok mu zor? Her sesi çıkmayan aptal değildir, ordunun çıkmayan sesi de aptal olduğunu göstermez. Evet, silah iki türlü kullanılır, birincisi zulüm için ikincisi huzur içindir. Tıpkı bıçağın hem cinayet hem de ameliyat için kullanılabildiği gibi. Bir cerrah bazen kesip kapatır, bazen hastalıklı yeri tamamen kesip atar, bunun için neşter gereklidir, buna canilik diyen varsa desin. Türk Ordusu da aynen bir cerrah titizliğinde elindeki aleti sağlık ve huzur için dikkatlice kullanmaktadır. Bunu bulandırıp şüphe yaymaya çalışmak, bunu yapanların ‘milli aidiyet duygusu’ nu sorgulamayı gerektirmez mi?