KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


RUHLARIMIZ PASLANDI…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Düşünüyorum da acaba sazın ve sözün piri Âşık Veysel bu günlerde yaşasa;

Sazının teli tutar, dili söyler miydi?

Söyleyecek söz bulur muydu?

Doğrusu kestiremiyorum erenler…

Lakin dostlarım her ne zaman Üstat Veysel aklıma gelse;

Bir gam yükü,

Bir hüzün,

Bir büyük yalnızlık,

Bir boşluk duygusu çöker yüreğime….

Ve yüce gönüllü bir ozan gelir aklıma hiç susmadan doğruları haykıran…

Gören gönlü,

Görmeyen gözü ile sazın ve sözün üstadı bizden çok uzaklarda yaşar gibi gelir…

Sözcükleri,

Şiirleri,

Söylemleri bizim algılarımızın çok ötesindedir sanki !

Ve hep şunu düşünürüm:

“Onun gözleri bizlerin ise yüreğimiz ama..,”

Koca Veysel asla karşısındakinin kaşına gözüne bel bağlamaz.

 Kimselere minnet etmez…

Ve kimselerden medet ummazdı erenler.

“Senin güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa” derken

Günümüz insanına, bizlere verdiği mesaj da aslında üzerinde tartışılası önemli bir mevzudur kanaatindeyim.

Dostlarım; gündelik yaşam içerisinde dilersek çevremizdeki bütün insanlara bir dakikada kendilerini dünyanın en harika insanı hissettirebileceğimiz gibi,

En berbat,

En bedbaht

Ve dahi en işe yaramaz insanı de hissettirebiliriz öyle değil mi?

“Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa” dizelerine takılmış gidiyorum.

Bu gerçekten de çok önemli bir özdeyiş olacak kadar arifane söylenmiş bir dize bilene erenler.

Bir de değerini hiç yitirmeyen bir başka eserinde yer alan şu dizelere kulak verin

“ Aba da bir çuha da bir giyene

 Güzel de bir çirkinde bir sevene

Canım kurban olsun kıymet bilene”

Öyle ya, seven için çirkin veya güzel fark eder mi yarenlerim?

Üzerinde aba veya çuha olmuş ne fark eder ki!

İçinin güzel olup olmadığı er geç çıkacak ortaya zaten

İşte üzerinde düşününce Veysel’in bu dizeleri bize aslında çok şey anlatıyor.

İnsanlar güzelleşmek için,

Hoş gözükmek için

Dünya kadar para harcıyorlar…

Türlü estetik ameliyatlara katlanıyorlar,

Oralarını buralarını kestiriyorlar,

Dudaklarına dolgu malzemesi ile doldurup hilkat garibesine dönüşüyorlar

Burunlarını havaya kaldırıp daha havalı olmanın bin türlü yollarına başvuruyorlar!

Lakin aslında hiçbir değişmiyor!

Özellikle kadınlar kendilerini sevdikleri erkeklere daha da beğendirmek için çok tehlikeli ve çetrefilli yollara başvuruyorlar…

Ama büyük çoğunluğunun kapısını çalan şey ne yazık ki çoğu zaman hep “HÜSRAN” oluyor!

Beden cilalandıkça bu hengâme arasında ruh da paslanıyor…

İsleniyor,

Puslanıyor dostlarım!

Zira sevilen ruh değil,

Aşık olunan o arifane hisler değil;

Beğenilen o asil tavırlar değil!

Yaşlandıkça buruşup kırışacak,

Her zaman için daha iyisi ve tazesi bulunabilecek bedenlerin peşine düşmüş bakışlar…

 Her zaman vardılar ve her zaman olacaklardır!

Peki, Koca Veysel bu dervişane sözleri düşürürken gönül dünyamıza,

Dünya gözüyle gördüğü birine mi,

Yoksa ruhen hissedip sevdiği birine mi söylüyordu bu dizeleri?

Bunu çok iyi tahlil etmekte yarar görüyorum dostlarım.

Zira Âşık Veysel gönlündeki köşke aldığı Leyla’sının cemalini bile görmüş değildi

Ve dahi onu sadece gönül gözü ile görüp seviyordu erenler.

Sevmek,

Aşık olmak,

Beğenmek

Sadece dış görüntü ile direkt ilintili bir hal değildir dostlarım…

Bunu gerek tasavvuf ehlinde gerekse de âşıklarımızda ve modern şiirimizde çok sık görüyoruz.

 “Güzelliğin on par’etmez

 Bu bendeki aşk olmasa

 Eğelenecek yer bulamam

 Gönlümdeki köşk olmasa.”

Gönüllerdeki köşkleri bir başına devre dışı bırakıp dış görüntüye âşık olduklarını sanan modern çağın aşıklarının üç gün bile sürmeyen sevdalarını hiçbir hikaye yazmayacak…

Bundan böyle, asırlara yürümeyecek bu kesin.

Zira ortada büyük bir kandırmaca var…

İnsanlar birbirlerini değil, birbirlerinin bedenlerini beğeniyor…

Ona âşık oluyor,

Onun için deli divane oluyor

Amma ve lakin o beden eskiyince ya da hastalanınca;

Bizim gezgin âşıklar başka bedenlerin ülkesine keşfe çıkıyorlar!

Ten ülkesi terk ediliyor.

 Ne âşık kalıyor geriye ne de maşuk!

 Nitekim geçtiğimiz yıllarda kansere yakalanan karısını yüzüstü bırakıp bedeni biraz daha taze olan kadına giden adamın hikâyesinden milyonlarca var aslında.

Çünkü büyük çoğunluğu aşikâr olmuyor bu utancın dostlarım.

Koca Veysel’ler sevdanın taş yollarında yalın ayak yürümeyi de,

Aşkın dikenli bağlarında bağrı kanayarak gezinmeyi de,

Gönülden gönüle giden o köprüden geçmenin de ipuçlarını vermiştir aslında…

Lakin değişen dünya düzeni,

Materyalist kafalar hep parlak ışığın peşine düşüp

Duyguları maddeye endeksleyeli beri artık rağbet güzel ile zengine olmakta…

Her türlü erdemin hallaç pamuğu gibi atıldığı,

Sevdaların dolar – euro’ya endekslendiği ,

Mecnun’un Ferhat’ın smokin giyip partilerde zengin kadın avına çıktığı,

Leyla’nın Şirin’in pop star seçilmek için çaba serf ettiği günümüzde

Artık bu coğrafyada yükselen değerlerin rüzgarı farklı esmekte yarenlerim.

Ve Garip Veysel’in gönül gözü ile söylediği dörtlük de;

Ne hazindir ki nostaljik bir takıntıdan daha fazla anlam ifade etmez oldu…

 

Gürkan Ofis Mobilyaları