KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


SAHTE FİLDİŞİ KULELERDE OBJE GİBİYİZ…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

“Her şeyin yenisi, fakat dostun eskisi” diyen ataların,

“Elbet bir bildiği vardır” der geçerdim önceleri.

Lakin şimdilerde kadim dostluklar,

Candan muhabbetler,

Gönülden demlerin yerini

Dünyevi rüzgârların serin esintilerinin almış olması

Artık bakıp geçmeyi imkansız kılmakta…

Bir zincirin halkaları misali

Caddeleri birbirine bağlayan lüks arabalar,

Göğü delercesine yükselen lüks binalar,

Hiper marketler,

Dünya ölçeğinde markalar,

Cüzdanlardan taşan paralar,

Bedene fazlaca gelen kilolar

Zannımca hiç kimseyi mutlu etmeye yetmedi erenler….

Sanırım bütün bunlar gönlümüzün şehrine yabancı gelen misafirlerdi ...

Üstünde elbisesi olmayan gerçek adamların yerine

İçinde adam olmayan elbiselere yaslandı yürekler belki de!

Görgüsüz,

Arsız,

Yalancı,

Hırsız,

Yüzsüz,

Güvenilmez,

Dayanılmaz,

Menfaatperest insanlarla çevremiz sarıldı adeta…

Biz mi kurduk bu çevreyi,

Yoksa çevre mi bizi kurdu doğrusu ayrımına varmak çok zor dostlarım.

Lakin tartışılmaz bir gerçek var ki gönlümüzün şehrinde ayakta kalabilen dostlarımız hızla azalıyor !

Üç günde kurulup,

Bir günde yıkılan sözde dostluklar faslındayız erenler!

Sadakatin semtine uğramadığı,

Yalandan kulelerin her geçen dakika biraz daha boy verdiği,

Sadece şekli algılayıp değer veren “iç mimarların” revaçta olduğu bir dünyanın kapıkulları gibi savrulup duruyoruz kendi coğrafyamızda.

Ne hazin !

Bu cilalı,

Bu sahte fildişi kulelerin içinde sadece birer obje gibiyiz !

Ve her geçen gün bir moloz yığınına dönüşüyoruz.

Bir yüreğimiz olduğunu bile unutur hale geldik yarenlerim.

En hatırlı olanımızın bile modası öyle çabuk geçiyor ki

Hemen yerine daha yenisi konuveriyor!

Öylesine meşgul,

Öylesine kendimizi sahte ve geçici dünyanın meşgalesine kaptırmışız ki

Bütün bunların farkında bile olamayacak kadar kendimizden uzağız...

Nasıl değiştiğimizi,

İçimizin nasıl çürüdüğünü bilmiyoruz!

Bilmiyoruz, ne kadar yoksul, ne kadar düşkün olduğumuzu…

Ve gönlümüzü şehrini çöp yığınları ile boğduğumuzun da farkında değiliz erenler…

Sanki farkındalığımızı yitirdik ansızın, karıştık kalabalıklara….

Daha da kötüsü dostlarım ne olduğumuzun bile farkında değiliz!

Benliğimizi çok çok gerilerde bırakmış,

Unutmuşuz kendimizi.

Eski bir yarenden bir Kızılderili hikâyesi dinlemiştim yıllar evvel

Şöyle bir olay anlatılıyordu hikayede:

” Bir Kızılderili kabilesi, başkanlarıyla birlikte atlarına binmiş hızla gitmektedirler.

Ve hiç beklenmedik bir anda kabile reisi duruverir aniden.

Sebebini soranlara:

-Çok hızlı geldik,

-Ruhlarımız arkada kaldı, onları bekleyelim, der!”

Dinlediğim günden beri bu hikaye çok şeyi anlatır bana dostlarım, çok şey anlatır anlayabilene…

Hayatın çarkları arasında öyle çok dönüyor ve öyle hızlı tur atıyoruz ki

Ne sevdiklerimize,

Ne dostlarımıza,

Ne arkadaşlarımıza zaman ayıramıyor,

Gittikçe onlardan uzaklaşıp yalnızlaşıyoruz.

Birer birer eski dostlarımızı, yakınlarımızı kaybediyoruz erenler.

 “Bir göz aşinalığı var aramızda

 Sanki seninle kırk yıllık dost gibiyiz ikimiz

 Göz aşinalığı olmayan insanların sanal ortamda sanal dostluklar kurduğu bu devirde

Dostluk tanımını yeni baştan hatırlatan bu şarkının yanında

Şu unutulmayası şarkıyı bile unuttuk!

 “Unutulmuş birer birer

 Eski dostlar eski dostlar

 Ne bir selam, ne bir haber

 Eski dostlar eski dostlar.”

Bu şarkıyı bir on on beş sene evvel daha çok söyler daha çok dinlerdik sizce de öyle değimli ?

Zira dostluk, sevgi, arkadaşlık, aşk, sadakat, gibi kavramlar henüz tedavülden kalkmamıştı.

Bütün bu kavramların hayatımızda çok saygın ve dokunulmaz yerleri vardı.

Ve her birimizin düzinelerce dostu,

Gerçek arkadaşı vardı sırtımızı dayadığımız.

Peki ya şimdi?

Şimdi hem sanal, hem banal hem de umarsız bir hayat felsefemiz var artık utanılası.

Çocuklaşan kadınlar,

 Kadınlaşan erkekler,

Egosu tavan yapmış gençler,

Kemalatını kaybetmiş ihtiyarlar korosu şeklinde

Bu sözde hayat kavgasında kendimize yer kapmaya çalışıyoruz.

Bütün hicret ve niyetlerimiz sadece para, şan ve şöhret için ne yazık ki erenler!

Oysa “Ne sal iledir, ne mal iledir, beyim ululuk kemal iledir” diyerek;

Yüzyıl önce teşhisi koyan Ali Fuat Paşa, ne güzel teşhis koymuş hastalığımıza…

Etrafımızda derin, ilim ve irfan sahibi,

Sözü senet sayan, cemal ve kemal sahibi insan arıyoruz.

Ve her defasında derin bir hiçlik içerisinde,

gönül yorgunluğu ile sukut-u hayal içinde bedbaht oluyoruz.

Fakat bütün bu erdemlere sahip insanların azalmasına biz sebep olmadık mı yarenlerim!

Kabul edelim ki sözde gelişen dünyanın arz- talep dengesine bağlı olarak böyle bir toplumu bizler inşa ettik ne yazık ki…

Gönül kentlerinde eskiye dair ne kadar abide varsa yakıp, yıkıp tarumar ettik.

Ve yerlerine yenilerini diktik en sunisinden.

Her ne olduysa bizim eserimizdir,

Boş yere etrafta suçlu aramayalım.

Bütün suç bizim !

Gürkan Ofis Mobilyaları