KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


SAYILI GÜN TÜKENMEKTE!

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Hayat bir kum saati gibidir,

Ne durur - ne dinlenir,

Biteviye akar durur aşağıdan yukarıya- yukarıdan aşağıya,

Bitmeye son bulmaya meyillidir her daim!

Yeni dünyaya merhaba demiş bir bebeğin bile ömrü doğduğu an tükenmeye,

Zaman ivme kazanmaya, ömür defterinden sayfalar kopup eksilmeye başlar.

Zaman ve ölüm bu süreçte birbirine ne çok şey teklif ederler öyle değil mi dostlarım?

Taaa üniversite yıllarımdan beri çokça dinlediğim güzel bir türkü vardır ve ben bu türküyü ne zaman hatırlasam, ne zaman dinlesem benim için çalışan kum saatinin birden hızlanmaya başladığını hissederim her nedense!

Sizde hatırlarsınız bu türküyü dostlarım, hani merhum Hasret Gültekin’in tanıttığı,

Emel Taşçıoğlu’nun muhteşem yorumu ile dinlediğimiz özellikle TRT’nin türkü kadar muhteşem ‘Ömür Dediğin ‘ isimli programına jenerik müziği yaptığı türkü. Hatırladınız değimli?

“Bir insan ömrünü neye vermeli / Harcanıp gidiyor ömür dediğin

Yolda kalan da bir yürüyen de bir /Savrulup gidiyor ömür dediğin!”

Hiç düşündünüz mü dostlarım hakikatte insan ömrünü ne için harcamalı?

İnsanın hicret ve niyeti kimin, kimler için olmalı?

Sırtını neye, kime dayamalı?

Maddenin yıkılan, çürüyen, eskiyen, yalan olan taraflarına mı?

Yoksa mananın sonsuzluk iklimine mi?

Ademoğlu bildiği halde, her an ölüm korkusunu içinde taşıyıp hissettiği halde, zamanın önüne geçemediği halde neden şaşıdır, ne için gafildir, niye kendinden uzaklardadır?

Çünkü dostlarım;

Ademoğlu bilse de, kendisi için akan kum saatinin hızla tükenmeye başladığına bir türlü inanmak istemez…

Ciddiye almaz!

Bildiği her şeyi tehir etmeye, ertelemeye eğilimlidir!

Bütün felaketler, acılar, elemler, hastalıklar, ölümler hep başkası içindir sanki, kendisine hiçbir şey olmaz, bütün bu terslikler kendisine çarpmaz, tesir etmez!

Belki bu kandırmaca, bu avuntu kendimizi rahatlatma çabasından başka bir şey değildir…

Belki bir parça huzur ve sevinç almaya gelişimizin ve kendimizi inandırmamızın sonucudur ama her ne olursa olsun biz fani olduğumuzu çoklukla unuturuz, unutmaya meyilliyiz!

Dostlarım kulak verelim zamana hükmedenlere…

Sanki fani oluşumuzun, konup göçücü oluşumuzun aks-i sedası gibi değil mi şu yakarışları…

Ey Nefsim!

Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: Fâniyim, fâni olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.

Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayrı istemem.

İsterim, bir yâr-ı bâki isterim.

Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.

Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâdı umumen isterim.”

Hayatın bütün acıları, hüzünleri, elem ve ıstırapları üstümüze, üstümüze gelse de dostlarım;

Bu hakikati bilip inanmışsak,

Hayatın ve bütün unsurlarının geçiciliğini kabullenmişsek,

Bu imtihanda bütün kırık notlarımızın,

Bütün kırgınlıklarımızın,

Bütün acılarımızın da geçici olduğunu bilme idrakinde olmamız gerekmez mi?

Bu dünyadaki kısacık ömrümüz için yaptığımız bunca entrika, hile, yalan, kandırmaca, inkâr, tamahkârlık, hırs, dalkavukluk sahiden bizi nereye götürür?

Bizi daha kaç sene taşır?

Ölüm her nefes alışımızda yanı başımızda iken bunu neden düşünmez insanoğlu?

Mezara götüreceği sadece birkaç metrelik bez iken bu kadar para pula meyil etmek, hangi aklın hangi marifetin öğretisidir acaba!

Bu biriktirdiğimiz şeylerin hangisi işimizi görür, hangisi taşınırdır?

Üstad Necip Fazıl’ın şu dizeleri hangimiz içindir hiç düşündünüz mü yarenler ?

Hasis sarraf, kendine ayrı bir kese diktir,

Mezarda geçer akça neyse onu biriktir!”

Bir insan ömrünü neye vermeli?

Dünya bu üç paralık ve üç günlük yer!

Bu kadar risk almaya değer mi a dostlar!

Günü kurtarmak için, anı kurtarmak için söylenen o kadar yalan, yapılan bunca ihanet ve kandırmaca, “zalim ve öldüren” planlar ne zaman suya düşer, ne zaman gerçeğin sahici perdesi gözlerimize iner dersiniz?

Bu fâni dünyada yok sayılmamız, ihanete uğramamız, acılarımızın görmezden gelinmesi, hakir görülmemiz, türlü bencillik ve hilelere kurban edilmemiz, karalanmamız, yaralanmamız bizim değerimizden bir şey eksiltmez dostlarım.

Tam aksine yapanın, edenin kalitesini, insanlık kumaşını ve ahlakını tesciller!

Bunca gel - gitler bizim içindir aslında!

Bu geçici handa dostlarım bu manasız, geçici arzular mı bizi alıkoymalıdır yolumuzdan?

Bir insan ömrünü Hakk’a ve Hak için vermeli değimlidir?

Muvaffakiyet; kimsenin âhını, vebalini almadan, kul hakkına girmeden, kimseye kul olmadan, dalkavukluk köprüsünden geçmeden, menfaat ve bencilliğin ruh iklimine uğramadan yakalanmış mana zenginliği değil midir?

Muvaffakiyet; gurur, kibir ve hırstan arınmak değil midi?

Muvaffakiyet; fâni olduğumuzu, bütün bu dünyanın geçici olduğunun bilincinde olmak, bütün maddi varlığımızı manaya teslim etmek değimlidir?

Muvaffakiyet; Hakk’a uygun düşmek değimlidir?

Bütün bu sorulara cevabınızın tabi ki öyledir olduğundan kuşku duymayan bu fakir; sizlerden hayat felsefemizi bütün bu okuduklarınızın ışığında yeniden temize çekme yönündedir yarenler…

Gürkan Ofis Mobilyaları