KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


SESSİZCE GEÇİP GİDEN YILLAR…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Adile Naşit ile uykudan önce,

Kapitalizmi başarılı bir şekilde yaymak için kullanılmış yüzyılın dizisi Dallas,

Pop kültürü ile oluşturulan tüketim toplumunun ilk ayak izleri,

Şeker Kız Candy, Uçan kaz Neil, Zagor, Tommiks ve Teksas…

Çocukların sokaklarda oynayarak geçirdikleri güzel yıllar!

80'ler...

Güzel ve Kötü tüm gelişmeler,

Bugün yaşadığımız tüm sıkıntıların tohumlarının atıldığı dönem.

O günlerden bu yana geride bıraktığımız 30 küsür yılda ne çok şey yaşayıp,

Ne çok şeye şahit olduk erenler…

İhtilalle başlangıç yaptığımız 80’li yıllara;

Ve dahi sonrasına siyaset etken yıllar...

Siyasilerin baş rollerinde oynadığı türlü türlü entrikaların sergilendiği yıllar...

Dostlarım TRT 1 televizyonunda birkaç sezondur gösterimde olan ve o yılları acısı ile tatlısı ile yeniden anımsayıp tebessüm etmemizi sağlayan 80’ler dizisinin bir müdavimi olarak ve dahi o yılları yaşamış bir insan olarak fiilen olmasa bile ruhen o günlere gidip yazmak istedim...

Askeri vesayetten kurtulup sivil yaşama alışma çabaları,

TRT’nin hegamonyasından kurtulup renklenen ve çok sesli hale gelen televizyon yayıncılığı ile başlayan ‘Medya’ kelimesinin kullanımına alışmak…

“Radyomu İstiyorum” söyleminin sloganlaşıp binlerce radyonun yayınları ile hayatımızda yer alıp yarattığı kirliliği özümsemek…

Bütün bunlar 80’lerden bu güne yaşamlarımızda yer edinen değişmezlerimiz...

Pek tabii son olarak İnternet denen alamet-i farikayla tanışıp hayatımıza yepyeni olguların bodoslama dalması...

Peki bunca yenilik,

Bunca kolaylık,

Bunca konfor,

Yaşam standardımızdaki dev ilerlemeler neden bizi mutlu etmiyor?

Neden elde ettiklerimizden haz almak yerine; tatminsizliğin karanlık dehlizlerinde hep daha fazlası için kıvranıyoruz…

Neydi o yıllarda olan ve bizleri hayal ülkesinde imcesinde mutlu edip ayağımızı yerden kesen büyü?

Neden yitirdik o büyüyü…

Neden keyif vermez oldu hayat?

Daha iyi yiyip, daha iyi giyinip, daha güzel evlerde oturduğumuz halde neden mutlu olamıyoruz erenler…

Hayata hep umutla bakıp,

Hep güzel şeyler arzularken bu bedbinliğimiz niye?

Neden baba evladı, evlat babayı sevip saymaz oldu?

Varlıkta- yoklukta, hastalıkta – sağlıkta her daim biri birine omuz veren , sırt sırta göğüsleyen tüm sıkıntıları aile bireyleri neden bir birine şaşı bakıyor…

Babasının cenazesinin başında mal mülk kavgasına tutuşan nesli kimler yetiştirdi erenler?

“Komşusu aç iken tok uyuyan bizden değildir” diyen peygambere layık ümmet olabilmek adına elindeki her şeyini komşusu ile paylaşıp, komşusunun her türlü zorluğuna çare olmak için çabalayan Anadolu insanı ne ara yok oldu?

Hey hat!

Zaman ne çok şeyimiz alıp götürmüş beraberinde ve biz gafiller ayakta uyumuşuz…

Kadınlarımızı, kızlarımızı, yaşı kemale ermiş beylerimizi stüdyolar doldurup evlilik pazarlıkları yaptıran bu çeteler ne zaman hayatlarımızı ele geçirdi yarenlerim?

Ben 80’lerin çocuğuyum,

Ben fedakarlıların, umut dolu geleceğe aydınlık yüzlerle bakan nesillerin çocuğuyum…

Benim çocukluğumda insanlar yokluktan çocuğunu karsını katletmezdi!

Benim çocukluğumda insanlar alın teri ile helal kazanıp, doğru yolda harcamanın mücadelesini verirdi…

Benim çocukluğumda kadının erkeğin edep duygusu vardı!

AR kavramı derin mana içerirdi!

İnsanlar elde ettiklerine kanaat eder, azla mutlu olmasını bilirdi…

İşte bütün bu kavramlar alaşağı olup, değer yargıları erezyona uğradığı için büyü bozuldu erenler…

O dönemi yaşamamış olanlar için elbette ki bütün bu olgular bugün hiçbir şey ifade etmeyecektir.

O dönemi yaşayanlar her bir karede unuttuklarını zannettikleri korkuyu,

Yaşananların acımasızlığını daha net anlayacaklardır.

Oysa sıkı işlendiğinde bu hikayelerden diziden öte oskarlık bir film çıkar.

Çünkü bu sayede karanlığa gömdüğümüz tarihe ışık tutulur.

Çünkü hala yaşanan cadı avının yaşandığı birçok olay gözler önüne serilir.

Çünkü görmezden gelerek bir kenara itilmiş kimliklerin de birer insan olduğunu hatırlamak zorunda kalırız…

21. Yüzyıla girdiğimizde geride bırakıp hatırlamak istemediğimiz o kadar çok tarihi vaka var ki.

Yeni bir yüzyıl, yeni bir sayfa, diyerek üzerini örttüğümüz ve bu gün mutsuzluğumuza neden olan hatalar, yanlışlar o perdenin altında gizli…

Dostlarım; toplumlar geride bırakıp gömdüklerini sandıkları tarihler nedeni ile bugün istemedikleri olayları yaşarlar.

Gözlerinizi kapatın ve 80'leri düşünün...

Ne öğrendik,

Nasıl yaşadık,

Kimi dinledik,

Neden bu yolu seçtik...

İyi olduğu kadar kötü getirileri de oldu 80'lerin...

Üzerini toprakla örttüğümüz tarihleri bugün hatırlamak için dizilere değil, yaşanmışlıkların getirdiği deneyimlere ihtiyacımız var.

Bugün dökülen gözyaşlarını dün yaptığımız eylem ve filer ortaya koydu…

Ve şimdi bize geride bıraktığımız zamanı yeniden yaşama hakkı tanınsa neleri değiştirip, neleri öteleriz bir düşünün…

Belki bu düşün yolculuğunda Sezen Aksu’nun “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler” şarkısını dinlemek yarar sağlayabilir…

Gürkan Ofis Mobilyaları