EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


SİZİN ANNENİZ HİÇ ÖLMESİN?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, yakın bir zaman önce annemi kaybettim. Annem genç sayılmazdı ancak çok yaşlı da sayılmazdı. Yaşı ne olursa olsun,başı ne olursa olsun;anne hep anneymiş, baba da hep babaymış. Şairin dediği gibi bunu da bu yaşta öğrendim. Hem de annemi kaybedince...

Bazen çok yaşlı ninelerin ve dedelerin, kendi anne ve babalarından bahsederken adeta çocuklaştıklarını gördüm. Kendileri nine veya dede olduğu halde, anne ve babalarını anarken, tekrar çocuk gibi olduklarını gördüm. Anne ve baba ile çocuğu arasındaki ilişki, yaştan da baştan da bağımsızmış. Bunu da öğrendim. Eskilerin, daha önce tanımadıkları insanlarla ilk tanıştıklarında, ilk sorularından biri de karşısındaki insanın anne ve babasının hayatta olup olmadığıydı. Bunun nedenini de öğrendim.

Okullarda ne kadar eğitim alsak da hayatın kendisi de bir tür okulmuş, bunu anladım. Bazı şeyleri de yaşayarak kavramak gerekmiş, bunu da gördüm. Yaşarken yaşamın kodlarını çok da anlamadığımızı da anladım.

Benim annem, onun nesli ve daha üst nesillerin yaşam tarzları, insan ilişkileri ve hayata bakışları çok farklıymış. Şimdiki gibi modern değil, postmodern hiç değilmiş. Onlar daha çok gelenekçiymiş. Yaşamın koşulları da bir nevi böyleymiş. Bugünkü yaşam koşulları gibi de değilmiş.

Fiziki yaşam koşullarını insanlar oluşturamaz. Örneğin, havanın güneşli olmasını, yağmurlu olmasını belirleyemez. Fizik yasalarını ortadan kaldıramaz. Ancak sosyal yaşam koşullarının oluşmasında, insanların çok önemli ve ciddi rolleri vardır. Bu koşulların, tamamına yakın bir kısmını insan oluşturmaktadır. Daha önce de belirttik; bu koşulların oluşmasında, fiziki yasaların da etkisi olmakla birlikte; insanoğlunun duygularının, düşüncelerinin, üretimlerinin, değerlerinin ve hayata bakış açılarının da önemli bir yerinin olduğu da bir gerçektir. Bu manada, geleneksel yaşam koşullarının hâkim olduğu dönemin insanları ile modern yaşam koşullarının hâkim olduğu dönemin insanları çok farklı. Geleneksel yaşamın hâkim olduğu zamanlarda, insan ilişkilerinin daha gelişmiş, daha samimi ve daha sıcak bir yapısı vardı. Halden anlarlar, merhamet ederler, yardımseverlerdi. Hepsinden önemlisi de güler yüzlüydüler. Maddi dünyaları fakir olsalar da duygu dünyaları zengindi. Günümüzde de bu tür anlayışlar ve davranışlar olmakla birlikte, geçmişte geleneksel insan modeli anlayışları ve davranışları daha çoktu. Şimdi ise sanki daha az. Daha önce de dedik ya değişim yaşamanın kanunu.

Sevgili dostlar, benim annem de geleneksel insan modeli davranışında olan bir kişiydi. Her şeyden önce de anneydi. Anne vefat edince, insan kendisini bir boşlukta hissediyor. Sanki dünyada kimsesi kalmamış gibi hissediyor. Hemderdi kalmamış gibi zannediyor. Onu kaybedince, birden şu koskoca dünyada yalnız kaldığını zannediyor. Annenin evi dağılıyor, ışığı sönüyor. Sevgisi ise hiç sönmüyor. Kaldı ki çocuk için anne kıyamete kadar hep anne, anne için de çocuk kıyamete kadar hep çocuk! Bu da değişmez bir gerçek olsa gerek.

Anne çocuk ilişkisi dikey bir ilişki. Anne, çocuğu ve torunları arasında dikey bir çizgi var sanki. Bir insan için annesi ve kendi çocuğu arasında gelişen bir çizgi. Bu öyle bir çizgi ki adeta yukardan aşağıya indikçe sevgi derecesi artan bir çizgi. Bu yüzden,evlat sevgisi veya acısı en başta, sonra anne sevgisi veya acısı geliyor sanki. İstisnai durumlar olsa da genel durum bu olsa gerek. Bu aynı zamanda biyolojik de bir durum. Ondan öte psikolojik de olsa gerek. Ayrıca bu, doğuştan gelen bir yapı. Her toplumda, her insanda dereceleri farklı olsa da mekanizma aynı. Kiminde fazla, kiminde az. Ama var.

Hayat hep bahar, hep yaz olmasa da yaşamda sonbahar da var, kış da var. Hep bir devinim, hep bir çevrim sürüp gitmekte. Nereye kadar bilinmemekte?

Ben buradan, anneleri yaşayanlara sesleniyorum daha çok. Nasıl olsa anneleri ölenler bilir ne demek istediğimi. Annelerinizi hiç ama hiç üzmeyin! Babalarınızı da üzmeyin! Aslında kimseyi üzmeyin! Sözümüz sadece anneler ile sınırlı değil. Anne bir demet gülmüş.O bir sembol olduğundan, aslında sözlerimiz onlar üzerinden tüm anne ve babalar içinmiş?

Tüm mesele yaşarken kıymet bilmekmiş. Öldükten sonra da geri dönüş de zaten mümkün değilmiş?

Bu vesileyle, tüm anneleri ve babaları vefat edenlere başsağlığı diler, yaşayanlara da sağlıklı ömürler dilerim.

Hoşça kalın! Anne ve Babalı kalın!

Nurlar içinde uyu canım anam, canım babam?

Dualarım, tüm anne ve babalara ve de canlara?