KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


SORUNLARI KİMLER ÇÖZECEK?

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli dostlar, bir önceki yazımda matematik bilmek ile adaleti tesis etmek arasındaki ilişkiyi, ABD´li bir matematikçinin sözüne de dayandırarak ifade etmeye çalışmıştım. Zira ünlü matematikçiye göre ancak matematik bilen toplumlar adaletli olabilir. Bu yaklaşım nihayetinde bir matematikçinin görüşüdür. Ancak ilginç bir görüştür. Dikkate alınması da gerekmektedir.

Bana göre adaletli olmak için salt matematik bilmek yeterli değildir. Adaletli olmak için her şeyden önce bireysel anlamda adalet duygusuna sahip olmak gerekmektedir. Başkalarının hakkını gözetmek, vicdan muhasebesi yapabilme kabiliyetinin gelişmiş olması, kişiye ve doğaya saygı gibi diğer unsurların da olması gerekmektedir.  Bunlar genelde etikle ilgili unsurlardır. Ancak matematik gibi bilimleri bilmek, olaylara bilimsel bakma konusunda önemlidir. Olaylara bilimsel bakabilmek de sorunları doğru tanımlama, doğru çözüm metotları geliştirme gibi hususlarda da hem kişisel manada hem de toplumsal manada, tüm insanlığa katkı sağlayacaktır. Bu tartışılmaz bir gerçektir. Aksi durumda, sorunlara bakış açısı objektiflikten uzaklaşarak, sübjektif bir yapıya bürünecektir. Bu durum sorunların doğru tanımını engelleyecektir. Yani teşhis başta yanlış olacaktır. Yanlış teşhis de yanlış tedavi sonucunu doğuracaktır. Sonuçta hüsran olacaktır?

Değerli dostlar, tüm toplumlar için ve ondan da öte tüm insanlık için her şeyden önce, iyi insan olmak ve iyi insanlar yetiştirmek oldukça önemlidir. İyi insanların da önemli ve kritik mevkilerde olmaları, insanlığın geleceği açısından ehemmiyet ifade etmektedir. Bu noktada samimi bir niyet taşımak da gereklidir. Niyetleri ölçmek mümkün değildir. Ancak sağlam bir eğitim sistemi ve toplumların yönetimi bağlamında sağlam bir yönetim anlayışı da geliştirmek iyi insanların çoğalmasına hizmet edecektir. İyilerin sayısı böylelikle artacaktır. Tersi durumda tüm dünyada kötülerin sayısı artacaktır. Hatta entropi de artacaktır.

Ancak salt iyi olmak da yeterli değildir. Gerekli ancak yeterli değildir. Yeter şart da bilimsel olmak, ehliyet sahibi olmakla sağlanacaktır. Bilimsel ve ehliyet sahibi olmak; sorunları doğru tanımlamak, doğru çözüm metotları geliştirmek ile direkt ilgilidir. Bunlardan uzak yaklaşımlarda, niyet iyi olsa bile sonuçlar doğru olmayacak, sorunlar da çözülmeyecektir.

O zaman şu soru sorulabilir. Bunları kimler gerçekleştirecek? Yani sorunları kimler tanımlayacak, çözüm önerilerini kimler yapacaktır? Bunu belki daha önce değişik açılardan belirttim. Bunun cevabı çok basit. Atalarımız yıllar önce bu tür yaklaşımların çözümünü belirlemişlerdir. Kim ehil ise o yapacaktır. Yani ehliyet sahibi olan yapacak. Ona yetki verilecek. Yetki ile birlikte sorumluluk da olacak. Dengeli vaziyette. Yetki ve sorumlulukta dengesizlik olursa kişi ehil olsa bile sorunlar yine çözülemeyecektir. Sorunlar azalmayacak daha da artacaktır. 

Değerli dostlar, İsviçreli bir filozofun ifadesiyle doğa hiçbir zaman bizi aldatmaz. Zira doğanın kanunları genellikle nettir. Yere ve zamana bağlı değildir. Kişilere, mevkilere ve diğer farklı şeylere göre de bağlı değildir ve genellikle de bunlardan bağımsızdır. Bu hususta örneğin Türkiye´deki söz konusu kanunlar her yerde aynıdır. Fen ve matematik hatta ekonominin yasaları da bu kapsamdadır. Bu gruba diğer pek çok bilimleri de katmak mümkündür. Genellikle eşya ile ilgili yasalar, bu bağlamdadır. Eşya bu yasaların egemenliği diğer bir ifadeyle kontrolü altındadır. Ancak söz konusu olan eşya değil de canlı, örneğin insan olunca durum değişmektedir. Doğa kanunları, canlıların maddi yönünü yönetse de iradi yönü için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Bu manada, insanoğlu özgür irade sahibi olarak farklı davranış biçimleri geliştirmektedir. Aksi takdirde sosyal yaşam, şimdi olduğu gibi çok boyutlu ve renkli değil, tek boyutlu ve renksiz olurdu.

Buradan nereye varmak istiyorum? Şunu demek istiyorum, doğanın ve yaşamın kanunlarını anlamaya çalışmak, bir anlamda belli bir düzene bağlı olan bir gerçekliği de fark etmiş olmak demektir. Bu gerçekliği fark ediş, yaşamın anlaşılmasına ve yaşamın düzenlenmesine katkı verecektir. Düzenli ve tanımlı bir yaşam ise daha az karmaşık, daha çok verimli, daha çevreci belki de daha mutlu yaşam anlayışlarının gelişimine katkı verecektir. Tersi durum ise daha karmaşık, daha düzensiz, daha verimsiz ve genellikle de daha mutsuz yaşam anlayışlarının egemen olması anlamlarına gelecektir. Dünyada en mutlu insanların en müreffeh toplumların insanlarının olması tesadüfü değildir. Bu manada, Kayseri´de ve ülkemizde söylenen bir deyim de bu savı desteklemektedir; bir kazan kaynıyor da et mi kaynıyor, dert mi kaynıyor?..

Elbette, maddi refah seviyesini yakalamak tek başına yeterli olmamakla birlikte onu yakalamak önemli bir aşamanın aşılmış olması demektir. Bu açıdan, zenginliği yakalamış toplumlarda pek çok sorunlar, kendiliğinden otomatik olarak çözülecektir. İnanın böyledir.

Değerli dostlar, bilimsel ve sistemsel yaklaşımlar, sorunların tanımlanmasına yani doğru teşhis edilmesine ve onların doğru tedavisine yani çözümlerinin de doğru gerçekleşmesine önemli katkı sağlayacaktır. Bunun için de bu tür yaklaşımları gerçekleştirecek doğru insanları ve uzmanları, doğru yerlerde ve doğru mevkilerde görevlendirmek gerekecektir. Tüm insanlığın buna çok ihtiyacı vardır. Aksi halde, daha iyi bir yaşam beklenmemelidir. Zira zaman tüm insanlığın aleyhine ilerlemektedir. Şirketlerin sermayesi artsa da gemisini kurtarma anlayışı da ömür sermayesi de tükenmektedir?

 

Hoşça kalın?