KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


SÜMER LİSESİ’NİN BABASI: HEPİMİZİN YAŞAR HOCASI

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Sümer Ortaokulu’ndan mezun olup, Sümer Lisesi’ne kayıt olduğum yıllarda, ülkemizde sağ-sol olarak adlandırılan ideolojik çatışmalar, ciddi manada, belli bir seviyeye gelmiş; artık ülkenin her alanında kendini hissettirmeye başlamıştı. Ortaokulda bu etkiyi hissettiğimi hatırlamıyorum. Ancak liseye geçtiğimde ise olayların etkisini hissetmeye başladığımı hatırlıyorum…

Tüm bunlara karşın ortaokul ile lise arasında ciddi farkların olduğunu gördüm. İkisi de aynı bölgede, birbirine yakın yerlerde olmasına rağmen okuyan öğrencilerin sosyal ve ekonomik seviyeleri açısından belirgin farklılıklar vardı. Ortaokul, daha çok işçi çocuklarının yoğunlukta olduğu yerdi. Egemen kültürü de Anadolu kırsalını yansıtıyordu. Hocalar da aynı kültür atmosferinin içerisindeydi. Tamamı olmasa da çoğunun davranışları biraz sertti. Eğitim daha çok ezbere dayanıyordu. Ancak yine de çok iyi hocalarımız da vardı. Tarih hocamız merhum Ömer Ayhan, Matematik hocalarımız Avni Koçak ve Gıyasi Çınar, Fen Bilgisi hocalarımız Yaşar Köksoy ve Osman Dikmen, Beden Eğitimi hocamız Ahmet Ateş ve daha başkaları. Ayrıca Türkçe dersinde, Ülker (Yalçın) Hanım ve Ali Osman (Dalak) Bey hocalarımız belli konularda, tartışma (müzakere) ortamı oluştursalar da özellikle Ali Osman Hoca kendi düşüncesini hissettirirdi. Zaten hemen hemen bütün hocalar, düşüncelerini bize yansıtırdı. O günlerdeki eğitim anlayışı biraz dayatmacıydı. Ancak sıkı bir eğitim programı uygulanırdı. Müfredat da oldukça ağırdı…  

Liseye başladığımda sanki farklı bir dünyaya girdiğimi hissettim. Buradaki atmosferin ve öğrenci görünüşünün (profilinin) daha farklı olduğunu gözlemledim.  Egemen kültür, kırsaldan daha çok modern şehir kültürü idi. Aslında tam olarak Kayseri kültürü de değildi. Zira Kayseri şehir kültürü, daha çok esnaf kültürüydü. Nihayetinde ticaretin egemen olduğu bir şehirdi. Hâlbuki okulda esnaf kültüründen ziyade modern yaşam kültürü egemendi. Bunda hocalarla birlikte devlette belli makamlarda olan ailelerin çocuklarının okulda olması da etkiliydi. Babası asker veya kamuda, belli konumlarda olan pek çok öğrenci vardı. Onların ağırlığı hissediliyordu. Ayrıca öğrenciler, yaşça daha büyümüş oldukları için birey duygularının da daha gelişmiş olduğunu gördüm. Dolayısıyla lise benim için adeta farklı bir dünyaya açılan kapı olmuştu. Hocaları da akademik olarak daha üst seviyedeydi. Akademik ve kültürel olarak o günün koşuları açısından belli seviyede olan pek çok hocamız vardı.

Yukarıda da ifade ettiğim üzere okul, esnafların yoğun olduğu şehirde olmasına rağmen esnaflık pek de tavsiye edilmezdi. Hatta zaman zaman küçümsenirdi. Merhum Matematik Hocamız Necati Eskici kızdığı zaman “Esnaflar gibi konuşmayın”, “Tüccar mantığı” vb. ifadeler kullanırdı. Hocalarımızın hepsinin yapısı aynı olmasa da egemen anlayış buydu. Fakat hepsi ortaokuldan farklı olarak modern bir kültür atmosferinin içerisindeydi…

Lise birinci sınıfa başladığımızda, okulda Almanca hocası olmadığından, dersimize belli bir süre, asıl dalı (branşı) Coğrafya olan Yaşar (Eröz) Bey geldi. Hocanın farklı yapısı vardı. Almanca’yı daha çok gramer üzerinden, matematik gibi anlatmaya çalışırdı. Grameri bildiği açıktı. Ayrıca çok iyi not defteri de vardı. Ders notu hazırlayarak derse geldiği belliydi. Ancak dersi anlatış biçimi, bize biraz tuhaf gelmişti. Zira ortaokulda Kasım Özbakan adında, iyi bir Almanca hocamız, çok sert olmasına rağmen dersi daha çok pratik Almanca üzerinden işlerdi. Konuşmaya daha çok önem verirdi. Fakat onun dalı zaten Almanca’ydı. Yaşar Bey elinden geleni yapmaya çalışsa da sınıfımızda ailesi ile birlikte Almanya’dan Kayseri’ye göç etmiş, Yüksel adındaki arkadaştan başka, dersi çok da anlayan yoktu sanki…

Hoca, yanlış bir harekette bulunduğumuzda bizi hemen eleştirirdi. Düşündüğünü açıklıkla söylerdi. Belki de uyarmaktı niyeti. Kızardı fakat kötü söz söylemezdi. Bir gün derste, insanların kilosu konusunda sağlık ile ilgili bir şey anlatırken Zarife adındaki arkadaşımız; hocaya “Siz de kilolusunuz” dedi. Yaşar Bey bir an şaşırdı. Sonra acı acı “Kızım seni de göreceğiz, bizim yaşımıza geldiğinde!” dediğini hiç unutmuyorum... Belli ki kendisine şişman denilmesinden rahatsız olmuş yani alınmıştı. Kaldı ki kişilerde yaşla birlikte alınganlıkların da arttığını düşünüyorum. Bundan dolayı insanların bu konuda kendilerinden yaşça daha büyük olanlara karşı daha dikkatli olmalarını öneriyorum. Kendilerinden yaşça büyüklerin, emek ve tecrübelerini hiçe sayarak, saygı sınırlarını da zorlayarak; “alınganlık yapıyorsunuz” diyenleri de unutmuyorum…

Yine günlerden bir gün, bir soruyu tahtada yazarak cevaplamak için beni tahtaya kaldırmıştı. Ben de sorunun cevabını doğru yazmış, sonrasında sevinçle tek ayağımın üzerinde, tahtadan sınıfa doğru hızlıca dönmüştüm. Bunu kendisine yapılmış bir hareket kabul edip veya uygun görmeyip, beni de eleştirmişti. Ancak kötü bir şey söylememişti. Daha önce de ifade ettiğim gibi zaten söylemezdi. Genellikle okulumuzdaki tüm hocalarımız aynı şekilde seviyeliydi. 

 

Hoca, Anadolu insanıydı. Şivesi bile çok değişmemişti. Ne var ki farklı özellikleri de vardı. Konuşurken hızlı ve heyecanlı konuşurdu. Üstelik coşkuluydu. İdari görevi olmamasına karşın okulun her sorunuyla ilgilenirdi. Babacan bir tavrı da vardı. Belki de bu yüzden eski öğrenciler ona Yaşar Baba diyordu. Daha önce de Sümer Lisesi Derneği’nin çıkardığı dergide de yazmıştım; o tam bir hayat adamıydı; adeta hayatın uzmanıydı… Bize ara sıra yalnız hoca değil, baba edasıyla da yaşamla ilgili çok ilginç olaylardan ve olgulardan bahsederdi. Nasıl ders çalışılması gerektiğinden tutun da yaşamda, nasıl hareket etmemiz gerekeceğine dair çok geniş alanlarda... Belki biz o zamanlar bunların ne anlama geldiğini pek de anlayamazdık ya da kavrayamazdık.

 

Öğrencilerin bir kısmı bazen dersi kaynatmak için onun Fenerbahçe hayranlığından yararlanmak isterdi. Konuyu Fenerbahçe’ye getirip dersi kaynatırlardı. O da her zaman olmasa da zaman zaman oyuna gelir, Fenerbahçe’yi anlatırdı. İki şeye zaafının olduğunu gördüm. Biri Fenerbahçe diğeri de oğlu aynı zamanda okuldan arkadaşım Nedim’di. Nedim’i çok sevdiğini çok belli ederdi. Onu öve öve bitiremezdi. En ufak bir hareketinden bile derin anlamlar çıkartır, bunu da bize keyifle anlatırdı.

Mesleğine bağlı olduğu çok belliydi. “Ben okula zamanında gelmesem müdür merak eder, evime görevli memuru gönderir” demişti. Özellikle okulun futbol maçlarına gider, öğrenci gibi okulun takımına tezahürat bile yapardı. O an belki de hoca olduğunu unuturdu…

Çok da titizdi. Okulun kantininde bulunan şekerlerin açık olmasının, sağlığa zararlı olduğunu zira şekerlerin nemleneceğini ve havadaki tozlardan çabuk etkileneceğini anlatır ve buna benzer pek çok konularda uyarılarda bulunurdu.  

 

Yaşar Hoca aynı zamanda asıl dalı (branşı) olan coğrafya dersimize de geldi. Aman Allah’ım ne ders işlerdi. Sanki bizden Almanca’nın intikamını alır gibiydi. Ancak müfredat da çok genişti. Üç coğrafya dersi sadece lise birinci sınıfta okutulurdu. Bunlar; Genel Coğrafya, Türkiye Coğrafyası ve Ülkeler Coğrafyası idi. Kitabı satır satır ezberlememizi isterdi.  Sınavları da hayli zordu. Coğrafya adeta okulun en zor derslerindendi. “Karasu ile Aras Nehirleri arasındaki vadileri yazın” sınav sorusuydu. Bu soruya cevap vermek, şimdi bile hayli zordu...

 

Üniversite öğretim üyeliğim süresince öğrendiğim şeylerden biri de öğrencilerin hocaların bilgilerinden ziyade onlara verdiği emeği daha çok takdir etmesidir. Gerçekten de hoca ne kadar bilgili olursa olsun, verdiği emek öğrenci açısından ondan daha değerlidir. Nihayetinde eylemler niyetleri yansıtmaktadır. Dolayısıyla niyetler de önem ve takdir ifade etmektedir. Hocamız bu hususta gerçekten emeğini esirgemeyen, okul ve öğrenci ile ilgili birçok konuyu kendine mesele edinen, nemelazımcı olmayan, içten, samimi,  disiplinli, aktif ve bizden öncekilerin ona verdiği isimle Baba adamdı. Namı diğer Yaşar Baba’ydı

 

Bu vesileyle kendisini ve ebediyete göç eden diğer hocalarımızı rahmetle anıyor, mekânlarının cennet olmasını, Allah’tan diliyorum. Yaşayanlara da sağlık ve uzun ömürler temenni ediyorum. Onların yokluğunu, şimdilerde toplum olarak daha çok hissettiğimizi, özellikle ifade etmek istiyorum…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları