KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


CEYHUN ÜSTEN


TÜRKÜLER… SADIK DOSTLARIM

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Deli gönül feryad etme boşuna

Hal Bilmez kişiye yar olamasın…

Bir mürşide bağlamazsan özünü

Hakkın huzurunda var olamazsın…

 

Çok bunaldım dostlarım…

Çok sıkıldım…

Ataların “Dışarı kar – içeri dar “ özdeyişindeki ruh halindeyim…

Hiçbir yere sığamıyorum!

Ruhumun derinliklerindeki fırtınayı dindiremiyorum

Ne yediğim keyif veriyor,

Ne giydiğim,

Ne gezip gördüklerim…

Sanki bütün dünyanın gam ve kederini bir torbaya doldurup sırtıma vermişler

Bazen nefesim kesiliyor

İşte bu sıkıntı ve gam yükünün altında ezilirken

Yine soluğu türkülerin yanında aldım yarenlerim…

Yine onların halden anlar müşfik kollarına sığındım…

Yine onlara açtım yüreğimi,

Onların hasret dindiren ezgileri ile sardım yaralarımı…

Onlarla paylaştım;

Hasretlerimi,

Yılgınlıklarımı,

Bıkkınlıklarımı,

Ve dahi imkansızlıklarımı…

Beni anlayan yine onlar oldu dostlarım!

Sormadan

Sorgulamadan

Yargılamadan

Ayıplamadan

Yine anamın ak sütü gibi kana kana içtiğim,

Her yudumunda yeniden doğdum yer türkülerin efsunlu dünyası oldu…

Her başım sıkıştığında bana yoldaşlık eden,

Beni anlayan sarıp sarmalayan hep onlar oldu…

Gün gelip ana,

Gün gelip kardaş,

Gün gelip yar gibi yanımda olan…

Kadim dostlarımla hemhal olup,

Diyar diyar dolaştım Anadolu’yu…

Aşık Emrah'ın deyişleri ile Erzurum yollarını,

Hacı Taşan'la Orta Anadolu’yu, gezdim…

Derken Barak türkülerinin mihmandarlığında

Antep, Kilis, Halep’e kadar uzandım…

Sonra Trakya türküleri ile ecdadın ayak izelrini aradım Balkanlar’da...

Kanlıca Deryalar’da Yusuf'tan bir soluk bulmak istedim nişanlısı için.

Efeler diyarında dolaştım,

Sipsinin yanık sesi ile Cemile'nin gezdiği dağlara uzandım,

Sonra Denizin Dibinde Hatçe kıza yapılan demirden evde dinlendim...

"Bir daha yolcu da geçmem" dediğim Cerrahpaşa'da,

Derman aradım onulmaz dertlerime...

Maçka Yolları'nda ki meçhul sarı saçlıyı ararken,

 Sivri taşlarda eskittim potinlerimi...

Ham meyvayı kopardım Ankara bağlarında,

Yetmedi hastane önündeki incir ağacının gölgesine sığındım...

Karahisar Kalesine uğrayıp,

Maraşlı Merik ‘den haber bekledim…

Yukarı akan Ordu Dereleri’nin gümrah sularında

Fındığa veresiyeye kocaya verilen Asiye'nin açmazlarını dinledim bir bir…

Sonra yanı çifte kuzu ile sele giden Gelin Ayşe'nin bunalımına mana vermeye zorladım benliğimi...

Türkülere kadim dostlarıma sığındım yine...

Gönül tellerimizden süzülüp gelen ezgilerle,

Yüreğimdeki ağuyu bal eylemek istedim…

Bin bir türlü yaşanmışlıkla onlar soluk veren yüce insanlara,

Sevdalı insanlarımıza selam yolladım...

Ve empati yaptım dünün insanı ile,

Düşündüm sonra neden türkülerimizde hep ağıt var, yas var diye...

Evet türkülerimiz çoğunlukla hep ağıt olur, yas olur.

Bütün ayrılıkların sonunda neşeli bir ezgi hissedilmez,

Üst baş yırtılır,

Göğüslere vurulur,

Saçlar yolunur,

Gözyaşı akar da akar…

Pazendir ıslanan,

Basmadır pamukludur…

 Trend olmuş bir gömleğin üstünde kan yoktur,

Marka bir kıyafetin kollarına gözyaşları bulaşmaz,

Bulaşmasında…

Kimsenin başına kötü bir felaket gelmesin,

Kimse yaslı türkülerini çağırmasın,

Ebedi bir mutluluk olsun...

Lakin karlar altındaki çadırlarda uyumaya çalışırken,

 Rüyaları donmuş insanları düşündüğümde…

Avaz avaz,

 Yanık yanık uzun havalarla gamımı kederimi duyururum bütün cihana...

Türküleri yoldaş,

Türküleri sırdaş tutarım kendime...

Gün gelip sırtımdan vurulmayayım,

Namerde el açıp rüsva olmayayım diye,

 Kadim dostlarıma sığındım...

Çünkü en iyi onlar anlar...

Sevincimi de,

Kederimi de hep onlarla dile getirdim yıllardır..

Sevdamı,

İsyanımı hep onlarla ete kemiğe büründürdüm..

Benim kadim dostlarım türkülerdir her daim...

Gürkan Ofis Mobilyaları