EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


ÜLKELERİN GÜCÜ İLE ŞİRKETLERİN GELİRİ

Bilimsel ve Sistemsel Bakış - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Değerli arkadaşlar, zaman zaman ülkelerin gayrisafi milli hasıladeğerleri veya kamu gelirleri ile şirketlerin gelirleri karşılaştırılarak, dünyadaki bazı şirketlerin gelirlerinin pek çok devletlerin gelirlerinden bile fazla olduğu ortaya konmaktadır. Bunun sonucunda da söz konusu şirketlerin bu husustaki gücünün, bazı devletlerden daha fazla olduğu vurgusu, çoğu zaman, çoğu yerde yapılmaktadır. Basında, medyada ve hatta üniversitelerde verilen seminerlerde.

Dünyada,gelirleri devletlerin gelirlerinden fazla olan şirketlerinolduğu bilinmektedir. Uluslararası bazı şirketlerin cirolarının,devletlerin gelirlerinden daha fazla olduğu ile ilgili basında haberlere rastlamak da çoğu zaman mümkün olmaktadır. Örneğin; dünyada bilinen bazı şirketlerin cirolarının,bazı fakir ülkelerin toplam gelirlerinden daha büyük olduğunu yine basından, medyadanöğreniyoruz. Uzmanlara göre, bunda küreselleşmenin etkisi rol oynamakta vebu durum dünyadaki bazı dengelerin değişimine de neden olduğu ifade edilmektedir. Bununla birlikte, ortaya çıkan tablonun sosyoekonomik sonuçları da irdelenmektedir. Bu konularla ilgili kamuoyunun dikkatini çekmek adına,ara sırada da olsa haberler yapılmaktadır.  Konunun uzmanlarının dışında, halkın dikkatini çekiyor mubilmiyorum. Ancak bu tablo karşısında, dünyayı devletler mi yoksa şirketler mi yönetiyor? Şeklindeki bir soruda yine konunun uzmanları tarafından doğal olarak sorulmaktadır. Bu soruların yanıtları ile ilgili yazları çok yerde görmek de mümkündür. Hatta kimileri, bazı şirketlerin kendilerine ülke bile satın alabileceklerini ve orada sadece çalışanlarının olabileceğininde olası olduğunuöne sürmektedir. Bu konularda, gerek dünyada gerekse de ülkemizde oldukça fazla yayın yapılmaktadır. Bunlarla ilgili,hepimizin olmasa da bazılarımızınmalumatı olduğunu düşünmekteyim. Ayrıca konu, epey irdelenmesi gereken bir konu olsa gerek. Uzmanlar ve diğer kesimler tarafından. İnsanlığın gidişatı açısından.

Değerli arkadaşlar, güç ile gelir öncelikle birbirine eşit kavramlar değildir. Bazılarımız paranın da bir güç olduğunu, parayla pek çok şeyin satın alınabileceğini veya elde edilebileceğiniifade etse de bu her konuda ve her şey için geçerli olmasa gerek. Eskilerin deyimiyle parayla saadet bile olmazmış. Ben bir ara bir yüksekokulda derse gittiğimde, öğrencilere sorardım: devletlerin güçlü olması için neye sahip olması gerekir diye? Onlarda bana: paraya sahip olması gerekir, derdi. Ben daha sonra onlara: para teknoloji üretir mi? Otomobil yapar mı? Tezgâhgeliştirir mi? Diye tekrar sorardım. Devamında ise parası çok olan pek çok ülkenin bunları yapamadığını, paranın sebep değil sonuç olduğunu ve tüm meselenin yetişmiş insan gücü diğer ifadeyle beyin, nüfus ve ideal vs. olduğunu söylerdim?

Hani yıllar önce demiş ya bir Kızılderili şefi; paranın yenmeyeceğini, içilmeyeceğini anladığında beyaz adam, iş işten geçmiş olacak. O zaman son ırmak kuruyacak, son ağaç yok olacak, son balık da ölecek? Para işte tam da böyle bir şey. O aslında bir vasıtadır. O bir değişim ve ödeme aracıdır. Temel değer kaynaklar, insanlar, topraklar, ağaçlar, balıklar, kuşlar, dereler, nehirler, böcekler ve daha niceleri? Dolayısıyla para yenilmez ki yiyesin, içilmez ki içesin. Şefin dediği gibi paranın yenmeyeceğini; son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda ve son balık da öldüğünde mi anlamak lazım? Ondan önce anlaşılamaz mı bu gerçek? Diye de sormak lazım. Bence son ırmak kurumadan, son ağaç yok olmadan ve son balık da ölmeden, insanoğlu bu durumu kavrayabilir. Bu hususta insanlık, zihinsel ve ruhsal bir dönüşüm yaşayarak üst bir mertebeye yükselebilir. Bu mertebe, tıpkı eskilerin insanı kâmil dedikleri seviyede olabilir.

Devletlerin ve şirketlerin birbirine benzeyen özellikleri olduğu kadar, birbirinden ayrılan özellikleri de çoktur. Şirketlerin çalışanları vardır. Devletlerin ise milletleri vardır. Çalışan da millet olabilir. Aynı kişi,ulusal sermayeli bir şirket için çalışan, devlet için de millet olabilir. Uluslararası şirketler için ise bu durum, geçerli de gerçekleşmiş de olmayabilir. Ancak bir gerçek var ki şirketin; çalıştığı, kazandığı ve kazandırdığı sürece çalışanı vardır.

Çalışanları için şirket, ekonomik menfaatleri ortak olan insanların bir araya geldiği yapının adıdır. Menfaatler bitince veya şirket gidince; ne çalışan kalır ne çalıştıran ne de anılan. Hepsi gider ve biter hatta anılar ve ilişkiler bile. Unutulur ve dağılır. Sanki hiç orada olmamış gibi. Çalışmamış gibi. Gelen gideni sadece aratmaz aynı zamanda unutur ve unutturur da. Ayrıca gerek şirket, gerekse de çalışanların konumu özellikle büyük şirketlerde hep bir bıçak sırtında gider. Devlerin devrilmesi de her an gerçekleşebilir. Bunlar çok hassas dengeler üzerinde faaliyetlerini sürdürürler. Değişen pek çok şeyden hemen etkilenirler ve ona göre konum alıp başka bir dengeye evrilirler. Bu yüzden, büyük şirketleri yönetmek de büyük maharetler ister. Tabiri caizse kaygan zeminlerde düşmeden, yuvarlanmadan kaymayı bilmeleri ve düşmemeleri gerekir. Bundan başka, yöneticilerinin de önsezili olmaları dabeklenir. Üstelik şirketlerin gerçekleştirdikleri üretim de sonuçta insanlar için, insanlık için. Bunu da unutmamak gerekir. Amacımız şirketleri ve gelirlerini eleştirmek değil; yerlerinin neresi ve gelirlerinin ne anlama geldiğinin tespitine çalışmaktır.

Devletleri de yönetmek zordur. İç ve dış dengeleri hep gözetmek gerekir. Bu dengeler de her an değişim içindedir. Bu değişime, her zaman ayak uydurmak gerekir. Aksi takdirde, devletler için de çanlar her an çalabilir. Devletlerin de çalışanı olmakla birlikte. Devletlerin aynı zamanda,parayla ölçülmeyen güçleri vardır. Her şeyden önce milleti vardır. Millet,bir dil, ortak ülkü ve idealler dairesi etrafında kader birliği içerisinde birleşmiş insanların oluşturduğu toplumunadı demektir. Türk Milleti, Arap Milleti, Alman Milleti gibi. Millet şuuru öyle bir şeydir ki bir şirketin çalışanlarının şirkete olan bağlılığının çok ötesinde bir duygudur. Şirkete bağlılık, milletin vatanına bağlılık şuuru ile ne ölçülebilir ne de kıyaslanabilir. Milletin bu noktada kahraman evlatları vardır, tarihi vardır, idealleri vardır, kültürü vardır, büyük devlet adamları ve kahraman askerleri vardır. Vardır da vardır... Bunların parasal karşılıkları da yoktur. Zira parayla da ölçülemezler. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, iki farklı şeyi birbiri ile para bağlamında karşılaştırmak çok doğru bir kıyas da olmasa gerek. Bir şirketin gelirinin bir devletten fazla olması, onun daha güçlü olduğu anlamına gelmese gerek. Şirket başka, devlet başka olsa gerek. Teşbihte hata olmasın da bu, eskilerin deyimiyle sap ile samanı birbirine karıştırmak gibi bir şey olsa gerek. Kaldı ki devletlerin kutsi bir konumu da vardır. Bu konum, devletlerin gerek kendi milleti gerekse de etkili olduğu fiziksel veya gönül coğrafyasındaki diğer milletler için de ayrı bir değerdir.

Sonuç olarak, iki şeyin kıyası o iki şeyin aynı temele getirilmesi ile mümkündür. Aynı temelde olmayan iki şeyi değerlendirmek, aynı zamanda mantıkçılar için de mantık yanlışlarından biridir.Bu tür değerlendirmeler bilimsel olarak da yanlıştır. Ayrıca her şeyde para değildir. Para hiçbir şey değildir de demek istemiyoruz. Para olmasın da demiyoruz. Neyse odur diyoruz. Parası çok olmayanın, paranın önemsiz olduğunu söylemesinin kolay olduğu,bir pozisyona da düşmek istemiyoruz. Ancakherkes için bir de gerçek vardır. Parası çok olan için de az olan için de. O da bunun ötesinin de boş olduğudur. Her şeyin bir değerinin olduğudur. Hiçbir şeyin sonsuz olmadığıdır.

Çok eskiden ekonomik durumu iyi olmayan bir arkadaş, zenginleri görünce; tek tesellimiz herkesin ölecek olması derdi. Zenginlerin de ölecek olması, fakirlerin tesellisi deseler de en nihayetinde ölüm diye bir hakikat herkes için yok mu? Ancak pek çok insan sanki yokmuş gibi yaşıyor, aksini söylese de? Çok zengin olmasa bile?

Kim nasıl anlarsa anlasın, ne derse desin;devran dönüyor, kervan yürüyor? Bu da böyle bilinir ve hep de söylenir? Bundan başkaca daha da ne denir? Bunu da size bırakırım?

Bu günlükte hoşça kalın, derim?