EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

   Süleyman ERDOĞAN
   editor@kayserihaber.com.tr                      

   


CEYHUN ÜSTEN


YARIN HER ŞEY İÇİN OLABİLİR?

Neşter - Ceyhun Üsten


Sevgili Dostların;

Hayat karşımda azgın bir ejderha misali ağzından ateş saçarak beliyor?

Ben ise yorgun ve bıkkınım!

Tüm çabalamalarıma,

Bütün gayretime rağmen onu aşamıyorum?

Hangi yana dönsem kalın yüksek duvarlar!

Bir kürek mahkumu kadar çaresizim?

Bin bir çeşit prangalarımla öylesine bağlanmışım ki dört bir yanımdan

Nefes almamam bir büyük mucize gibi?

Aşmak,

Ulaşmak,

Arzusundayım!

Yüce dağlara,

Engin denizlere?

Benliğimi çepeçevre saran bu karanlık dehlizlerde

Balık karnındaki YUNUS,

Karanlık zindanlardaki YUSUF,

Hasta yatağındaki EYYÜP,

Hasret yüklü günlerde gözünden olan YAKUP kadar çaresizim?

Lakin bir o kadarda umut yüklüyüm?

Yaradan´a sığınmış bekliyorum?

Biliyorum onun hikmeti ile bir el uzanıp

Kurtaracak beni bütün yılgınlıklarımdan?

İşte o günü iple çekip,

Bir an evvel kurtulmak adına adeta kendimi yiyorum?

Çünkü biliyorum ki hayatta mutlu olmak için varlığa ihtiyaç vardı.

İşte beklediğim o varlık ak sakalı bir piri fani suretinde geliverdi yamacıma?

Hem de hiç umulmadık bir zaman diliminde?

Sabah ezanı okunsun diye yarı uykulu dakikaları sayarken

Nereden çıkageldi bilmiyorum,

Selam verdi ve yanıma yerleşti.

 ?Üzgünsün? dedi.

Üzgün olmadığımı söyleyemedim,

?Evet, üzgünüm.?dedim.

Neye ve niçin üzgün olduğumu sordu, söyledim;

? Dünya? dedim,

 ?Dünya peşimi bırakmıyor.?

Derin bir iç çekti ve sözleri tesbih taneleri misali dökülüverdi?

 ?Gözlerin hiçbir şeyin üzerinde olmazsa,

Hiç ama hiçbir şeyin yokluğuna esef etmez,

Üzülmezsin.

Aslında ademoğlunun üzülmesi hep dışa dönüktür?

Dış âlemde gerçekleşen olay ve olgulara karşı kendimizi verdiğimizden,

Bir görünmez el bizi sürükler.

Neye sürükler biliyor musun,

İç dünyamızda biriken ateş çukuruna.

İnsan,

Ateşi kendi biriktiriyor içinde;

Sonra da bu ateşe doğru hızla ilerliyor ve atlıyor ona.

İşte bu ruh halinin adı bunalımdır!?

O benim sıkıntılarıma çare olsun diye bir biri ardına sıralarken sözcükleri

?Bu hep böyle midir, ben gülü düşünürken bile içimin derinliklerinde bir acı hissediyorum.?deyiverdim?

Benim lakırdılarım sanırım biraz canını sıktı ve

?Seni baştan çıkaran asıl bu güzelliklerdir; sen onu bırakmadan nasıl kendine gelirsin?

Gülün gül yüzünün aşkı,

Senin kalbine nice dikenler sapladı.

Yok olup gitmeye mahkum bir şeye gönül bağlamak niye?

Her sonbaharda seninle dalga geçmiyor mu bu sevgili dediğin?

Allah dışındaki her yöneliş ve sevgi,

Aslında ademoğlunun insanın ateş çemberidir;

Bunan cennet de dâhildir.

İnsanın dosttan gayrı hiçbir şeye gönül bağlamaması gerekir.

Sevgilinin dışında bir şey için yaşayan kişi,

Kovulur bu dergâhtan.?

 Sözleri çok doğruydu elbet,

İçim onun doğru söylediğini onaylıyordu;

Fakat ya dışım!

Dışım yerinde duramıyor arzuluyor,

 İstiyordu dünyalıkları.

Nefsimin haykırışlarını duyuyordum;

?Güç?diyordu,

Ve ekliyordu?

Kibir,

Böbürlenmek,

Üstün görmek?

?Başkalarında var olana dayanamam ben? diye haykırıyordu?

 Benim içimden geçen kirlilikleri tüm hoyratlığı ile dışa vurmama rağmen

Öğütlerine devem ediyordu?

Sözlerini bir kıssa ile sürdürdü:

?Bir erkek tilki ile bir dişi tilki buluşup anlaştılar ve zevkle ha bire çiftleştiler.

Tazısı ve şahiniyle ovaya bir padişah avlanmaya geldi ve bu iki tilkiyi birbirinden ayırdı.

Dişi tilki erkeğe sordu: Ey benim kurnaz dostum; söylesene bir daha nerede buluşacağız?

Erkek cevap verdi: Bundan sonra buluşsak buluşsak şehirdeki kürkçü dükkânında buluşuruz!

Dostum Tilkilerin buluşmaları kendi nefislerine dönüktür .

Peki nefsin arzularının peşinde koşan insanlar neye dönüktür ?

Onlar da hayvanlığa dönüktür,

Belki de hayvandan da aşağı tabakalara?

Dünyada Sevgiliye dönük olmayan her yüz yarın kızaracak.

Yüzünün kızarmasını istemiyorsan,

Sevgiliyi iyi tanı ve yüzünü ona dön;

Çünkü yarın her şeyin geç kaldığı zaman olacaktır?

Onun son sözleri ile bir kaybedişin zararından dönmek için hamle yaparak yerimden doğrulduğumda gördüm ki bir başıma oturmaktayım salonun ortasında?

Koridorun ışığı ile aydınlanan yarı karanlık bu mekanda benden başka da kimse yok!

Nasıl ya ?

Hayal mi gördüm ?

Nereye kayboldu beni bana getiren ihtiyar diye döğünürken

Küçük kızım Ela´nın koridorun başında şaşkın gözlerle beni izlediğini fark ettim?

Birazda korku dolu gözlerle seslendi bana:

 ?Baba ne arıyorsun öyle? diye

İşte o zaman anladım ki

Beni bana getirmeye ve hak yolda bir istikamete yönlendirmeye çalışan piri fani

Asında zahiri olarak benimle birlikte imiş?

Zira cismen bizim eve geldiğine dair en ufacık bir emareye rastlayamadım?

Baktım benim şaşkın ördek gibi sağa sola yalpalamalarım çocuğu korkutuyor

?Bir şey yok kızım, tesbihimi bulmaya çalışıyorum? diye seslendim?

Ancak fazla inandırıcı olmadı zannımca,

Zira Ela ?Baba tesbihin elinde zaten? deyiverdi?

Ve günlerdir gam kasavet içinde debelenen ben

Bir kez daha anladım ki

Gaflet içinde hep dış sesime kulak kabartıyorum?

Oysa asıl gönül sesime kulak verip

Ortadan kaldırmam gereken ?Nefsim´imiş?