KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


EDİTÖR

SAYFA EDİTÖRÜ

 Uğur ALTUNER
 editor@kayserihaber.com.tr

   


Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


YAZMA VE YAŞAM ÜZERİNE KONUŞMALAR-BAZILARINA DA SORULAR

BİLİMSEL VE SİSTEMSEL BAKIŞ - Prof. Dr. Ünal ÇAMDALI


Yaşamanın ve pek çok şeyin kanunu olsa da roman, hikâye, şiir ile güncel konularda ve edebi tarzda yazılar yazmanın kanunu olmasa gerek. Ancak kanunun olmaması, ilkelerinin de olmadığı anlamına gelmemektedir. Roman, hikâye ve şiir de dâhil olmak üzere edebi yazıların daha çok duygu işi olduğunu düşünmekteyim. Bunun için duyguların harekete geçmesi gerek koşul fakat yeter koşul değildir. Ayrıca yaşanmışlık, görmüş ve geçirmişlik, tecrübe ve birikim ile birlikte samimi olmak da gereklidir. Her işte olduğu gibi samimi ve içten olmak önemlidir. İşini en iyi yapanların, samimi ve içten oldukları gözlenmektedir. Tecrübeyle sabittir. Belirli yeterlilikte veya yetkinlikte olmak da elzemdir. Tüm bunlar için zamana da ihtiyaç vardır. Herhangi bir şeyin, kendiliğinden ve bir anda oluşmasını veya olgunlaşmasını beklemek anlamsızdır. Teknik dille ifade edersek oluşum veya olgunlaşma için prosese yani değişim ve dönüşümü gerçekleştiren ve zamanla da gelişen sürece ihtiyaç vardır…

Süreçle Birlikte Duygunun Kuvveti ve Hayalin Şiddeti

Gerçek dünyada da tüm olaylar belli süreçle gerçekleşir. Sürecin gerçekleşmesi için de belli kuvvete ihtiyaç vardır. Örneğin suyun kaynaması, çayın demlenmesi, yemeğin pişmesi, bebeğin büyümesi gibi olaylarda, hal değişimine (süreç) neden olan, kuvvete (enerji kaynaklı) ihtiyaç duyulmaktadır. Bunlar mühendislikte dönüştüren kuvvet olarak adlandırılmaktadır. Kısacası değişimin ve dönüşümün gerçekleşmesi için mutlaka kuvvet olmalıdır.

Yukarıda da ifade ettiğim konularda yazmak için de tıpkı doğadaki süreçlerde olduğu gibi daha çok duygu kaynaklı kuvvete ihtiyaç duyulmaktadır. Daha önce belirtilen etkenlerin yanında, öncelikle duygunun belirli seviyede olması ve kişiyi motive etmesi gerekmektedir. Buna dertlenmek de denebilir. Türkçemizdeki “Dert söyletir” sözü bu anlamda söylenmiştir. Burada hayal de önemlidir. Onun da önemi vurgulanmalıdır. Bununla birlikte bilgi de elbette önemlidir. Ancak tek başına bilgi yeterli değildir. Zira bilginin sınırı olsa da hayalin sınırı belli değildir. Hayal dünyası geniş olan insanların, edebi yazım konularında daha üretken oldukları gerçektir. Yaşamdaki hemen hemen tüm eylemlerin hayalle başladığı bilinmektedir. Başka ifadeyle önce hayal sonra eylemdir. Nihayetinde boş hayali de bilmek gerekir…

 

Yaşamdaki Olumsuz Kimseler ve Bozucu Etkileri

Pratik yaşamda üretkenliğe etkileri pek de olumlu olmayan, üretenleri olumsuz etkilemeye çalışan insanlar tanıdım. Ancak destekleyenleri de gördüm. Eşyadaki zıtlığa benzer bir yapının, insanlar için de geçerli olduğunu anladım. Burada özellikle gençler tarafından tanınması açısından olumsuz tavır takınanlara değineceğim…

Bazılarının hayal dünyalarına gem vurduklarını gördüm. Onların sadece gördüğüne inandığına, konulara belli açılardan baktıklarına ayrıca bunları en doğru yöntem gibi etrafında bulunanlara da dikte etmeye çalıştığına şahit oldum. Onların belirlediği düşünce ve anlayışların dışına çıkmak veya eserler ortaya koymak adeta saçma anlamına gelmektedir. Varsa yoksa kendi düşünce kalıpları ve bakış açıları. Kullandıkları dilin de topluma ve geleneksel yaklaşımlara yabancı olduğunu gözlemledim. Onlara, ‘Siz hangi mahallede, ne satmaya (salyangoz mu) çalışıyorsunuz?’  sorusunu sormak istemişimdir.

Bazıları da yaşamda salt eleştiri üzerinden bir anlayış kalıbı geliştirmişlerdir. Gerçekleştirilen her eseri, her eylemi eleştirmeyi ve küçümsemeyi maharet gibi sunmaya çalışmaktadırlar. Eleştiri elbette önemlidir. Eleştirinin olmadığı yerde zaten gelişim olmayacaktır. Ancak salt eleştiri ile de gelişim olmayacaktır. Bu durum, oyunda oynamayıp da oyuncuları sürekli acımasız şekilde eleştirmeye benzemektedir. Bunlara da ‘Daha iyisini siz neden yapamıyorsunuz?’ sorusunu sormak istemişimdir.

Özellikle benzer konumdaki (makam, mevki ve kariyer) insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde; birbirlerini kötüleyerek, birbirlerinin zafiyetlerini ortaya koyarak daha üst makam ve mevki elde etme gibi bir yöntem izlediklerini gözlemledim. Elde ettikleri pozisyonları korumak için de diğerlerini değersizleştirmeye çalıştıklarına; onların hep zayıf tarafını kolladıklarına ve bunun için de sürekli çaba içerisinde olduklarına şahit oldum. Özellikle kendilerine rakip gördüklerinin… Onlara da başkalarının zafiyetleri ve zayıflıkları üzerinden değil de kendi değerleriniz ve yetenekleriniz üzerinden yükselmeniz, makamlarınızın ve mevkilerinizin daha kalıcı ve sağlıklı olması anlamına gelmez mi? Ayrıca onlara ‘Sizin kusurlarınız yok mu? Yoksa mükemmel misiniz?’  sorularını da sormak istemişimdir.

‘Bende yoksa başkasında da olmasın’ anlayışının da insanlar arasında yaygın olduğunu gördüm. Hâlbuki bunun yerine ‘Onda varsa bende de olsun’ anlayışı egemen olsa toplumun daha ileriye gideceği, daha fazla refah seviyesi yakalayacağı muhakkaktır. Pastayı büyütmek yerine yokluğu paylaşmanın çok da akli ve insani olmadığı bir gerçektir. Onlara da ‘Hasetlerin çok olduğu ortamda mal (servet) artar mı? Bundan da kim fayda sağlar? ‘ sorularını sormak istemişimdir.

Özellikle bizim gibi toplumlarda, kimsenin kimseyi beğenmediğine şahit oldum. Çoğunun başarıyı, mutluluğu, kaliteyi ve diğerlerini hep dışarıda (belki de dış ülkelerde) aradığını gördüm. Dilimizde de “Ev danasından öküz olmaz” sözü tam da bu düşünceyi yansıtmaktadır. Buna benzer deyimler başka milletlerde de var. Fransızlar da “Kimse kendi köyünde peygamber olamaz (!)“ der. Söz konusu bakış, bazı milletlerde daha az etkili iken bazılarında daha çok etkilidir. Çevremde ve çok eskiden bazı kurum ve kuruluşlarda, bu düşüncenin çok etkili olduğunu hep gözlemlemişimdir. Onlara da ‘Eldeki bir kuş mu yoksa ağaçtaki iki kuş mu daha değerlidir?’ ile ‘Davulun sesi neden uzaktan hoş gelir?’  sorularını sormak istemişimdir.

 

Anlamın Çözümlemesi

Yukarıda ifade edilen ile edilemeyen diğer olumsuzluklara, ayrı ayrı sahip olanlar olduğu gibi tümüne birden sahip olanlar da olabilir. Ancak bunlara sahip olmayanlar da vardır. Yaşam bu manada iki grup arasında geçen mücadele, belki de sınavdır. Yaşam ayrıca hep zıtlıklarla kaimdir. Sıcak ve soğuk, gece ve gündüz, güzel ve çirkin, iyi ve kötü, ekşi ve tatlı; örneklerden sadece birkaçıdır…

Özellikle gençlere, inandıkları doğru yolda yürümelerini tavsiye ederim. Yolda yürürken çıkışlar kadar inişler de olacaktır. Beğenenleri olduğu gibi beğenmeyenleri de hatta iyi işler yaptıklarında takdir edenler olduğu gibi muhtemelen daha fazla kıskananları olacaktır. Bunlar yaşamın özellikleridir. Matematik ifadeyle parametreleridir. Tıpkı Nietzsche’nin “Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin” dediği gibi. Bu yüzden gençler: Hep yürüyün! Gerekirse koşun! Ümidinizi asla kaybetmeyin! Samimi de olun! Gerisi gelecektir...

Başarılı olanlar başarılı olacaktır; olamayanlar da başarılı olmayacaktır. Çünkü herkese ancak çalıştığı ve çabası kadar verilecektir. Zira Sahibi vadinden dönmeyecektir. Gerisi de hikâyedir. Anlamayanlara ve ayranı olmasa da zanları veya kanıları acı ve ekşi olanlara takılmamak gerekir…

Her koyun kendi bacağından asılacak; her su da kendi mecrasında akmaya devam edecektir. En nihayetinde dünya bir sahnedir. Herkes rolünü oynayacak, kimilerine rol verilecek, kimileri de rol alacaktır. Bazıları da sadece (eleştiri anlamında) konuşacaktır fakat asla konuşulmayacaktır. Meyve veren ağaç taşlansa bile onlar meyve verse de acı ve ekşi olduklarından taşlanmayacaktır…

 

Hoşça kalın…

Gürkan Ofis Mobilyaları