KANALIMIZA ABONE OL

YEREL BASINA DESTEK OL

 


CEYHUN ÜSTEN


YIPRANMIŞ RUHLARIMIZ İÇİN BİR AVUNTU…

NEŞTER – Ceyhun ÜSTEN


Sevgili Dostlarım;

Pandemi süreci ile birlikte hayatımız digital bir duvarla örüldü.

Dersler,

Alışverişler,

Siparişler,

Sohbetler,

Toplantılar derken her türlü yaşamsal faaliyetler internet ortamına taşındı ve bizler özellikle yeni yetmeler pek sevdi yeni hayat tarzımızı.

Sevdiler zira emeksiz yapılan her şey tam onlara göre idi.

Lakin bizler gibi artık orta yaş sayılan kesim için durum hiçte öyle olmadı yarenlerim.

Bizler ne denli kendimizi zorlasak,

Ne kadar ayak uydurmaya çabalasak,

Teknoloji harikası alet edevatla çepeçevre donatsak da evi eşiği…

Biz bu çağın insanı olmayı beceremedik!

Beceremiyoruz!

Doğrusu son 20 – 25 yılda kat ettiğimiz teknolojik gelişim;

Hiç de azımsanmayacak ölçütte,

Ve bir o kadar da önemli.

Lakin henüz akılsız cep telefonlarına adapte olamamışken;

Akıllı olanlar cüzdanlarımızı,

Ve dahi geleneksel yaşam tarımızı yağmalamaya devam ediyor…

Evet daha önce de yazıp,

Kendimce bu konudaki yanlışlarımıza dikkat çekmeye çalıştım.

Lakin yanlışlar zincir olup uzamakta!

Özellikle gençlerimiz bu işin cılkını çıkarmış durumdalar…

Hepsinden acı ve tehlikeli olanı da erenler,

Yanlışlar artık normal olarak algılanmakta,

Sıradanlaşmakta!!!

İnsanlarımız durup – dinlemeden konuşuyor…

Ne ayıp biliyor,

Ne de günah!

Arsızca,

Terbiyesizce,

Utanmazca konuşuyor.

Hem de incir çekirdeğini doldurmayacak konular üzerine saatlerce çene yoruyor.

Oysa ahizeli telefonla konuşmanın adab-ı muaşeret kuralları,

Yolu yordamı vardı.

Bir de ortak alanlarımızın tam ortasındaydı bu telefonlar.

Ve dahi konuşmalar böylesine hayatımızı keşmekeşe çevirmemiş,

Bizi dört bir yandan kuşatmamıştı…

Sonra bilgisayarlar,

WhatsApp,

Facebook,

Twitter,

İnstagram vs…

Sanal sohbet ve ileti ortamları samimiyetimizi bozmamış,

İçtenliğimizi yok etmemiş,

Ruhlarımızı karartıp,

Dürüstlüğümüzü rafa kaldırmamıştı!

Ve dostlarım;

Bu fakir yareninizin hala en favori haberleşme aracı olan mektup

Hayatımızın en can alıcı noktasında idi...

Bin bir emek sarf edilip yazılmış,

İçine kurutulmuş güller ilave edilmiş,

Üstü pullarla süslenerek gönderilmiş,

Gönderebilmek için taa postaneye gidilmiş,

O mektuplar ne kadar güzel,

İçten, samimi ve dürüst idi hatırlayın erenler!

Adreslerimiz gerçek ve tek idi bir de…

Oysa bu günün metropol insanının sanal ortamlarda kim bilir kaç adresi,

Kaç yüzü,

Ve kaç kişilikleri vardır bilinmez,

Hatta keşfedilmez oldu...

Bilmem ayrımına varabiliyor muyuz?

Gerek fert olarak,

Gerek toplum ve millet olarak;

Büyük bir imtihandan geçmekteyiz erenler.

Çetin bir teknoloji imtihanındayız adeta!

Medeniyet denilen ocaklar söndürmüş,

Tek dişli canavarın dişleri arasında pare pare edilen;

Bedenler,

Ruhlar,

Ve dahi şahsiyetler;

Ne kadar sağlıklı ve huzurlu bir hayata devam edecekler bilemiyoruz.

Dostlarım;

Bütün teknolojik yeniliklere,

Bütün teknik donanımlara,

Her türlü konfora,

Bir dolu zenginliklere rağmen;

Günümüz insanı için en büyük gerçek mutsuzluk oldu!

Adem oğlu ziyadesi ile mutsuz ve umutsuz...

Her şey fazlası ile mevcut!

Lakin ruhumuz ortalıkta görünmüyor erenler.

Evlerimiz var,

Arabalarımız var,

Yazlıklar- kışlıklar,

Her şey gani...

Ancak bunların yanı sıra;

Depresyon,

Saldırganlık,

Kavga,

Yalan,

Entrika,

Güvensizlik,

İlgisizlik,

Sadakatsizlik,

Vefasızlık,

Edepsizlik,

Riyakârlık,

Ve dahi değerlerde erozyon hat safhaya varmış durumda.

Ademoğlu yalnız ve kimsesiz!

Yarenlerim;

Hatırlarsınız çok değil 15-20 sene evvel evlerimizde kasetçalar ve radyolarımız vardı.

Tabi bir de şanslı olanlarımızda eski plaklar!

Şimdilerde kafalarımızı gömerek cep telefonlarında,

İnternette geçirdiğimiz zamanların bir bölümünü o vakitler musiki dinleyerek geçirirdik.

Sanki seslerini duyar gibiyim bazı çok bilmiş ekabirler:

 “Aman canım müzik dinleyip de ne olacak” deseler de

Hepimiz ve birçok ruh bilimcinin ısrarla söyledikleri gibi

Kaliteli musiki ruhi dalgalanmaları sükûnete çevirdiği gibi,

Kalbi duyguları da pekiştiriyor yarenlerim!

Yetmez mi?

Güzel bir eserin ruhumuzun esrarına damıttığı o duyguları dünyalık nesnelerden hangisi verebilir ki?

Ruha güzel çağrışımlar ve lezzetler katan ezgileri artık dinlemediğimizin,

Müziğe vakit ayırmadığımızın bilmem farkındamısınız yarenlerim?

Musiki lisanını hayatımızdan atan popüler kültür unsurları,

Günün birinde elbette insanlara kabak tadı vermeye başlayacaktır.

Bu realiteyi biliyor olmanın rahatlığı belki de yüreğime su serpmekte ...

Ancak o zaman gelinceye kadar ademoğlu acaba ruhunu, aklını ve duygularını ne ile teskin edip, nasıl bir eşikten geçecektir?

Diğer yandan kanımca bu teknolojik gürültü ve patırtı en çok sanat erbabını vurdu erenler…

Ne yazılan güfteler,

Ne yapılan besteler ve ne de söylenen şarkılarda ruh var.

Hala paylaşım ağlarında eski şarkılar, eski şiirler ve eski filmler dönüyor.

Ancak döndürürken;

Hiç kimse sormuyor “bunun devamı var mı?” ya da “gelecek mi?” diye?

Oturup da bu konuya kafa yoranımız olduğunu da sanmıyorum...

Zira kısır bir döngünün etrafında pervane olmuş bedenler ruhlar…

Öylesine gündelik telaşlarda,

Öylesine popüler kültürün sarmalındayız ki…

‘Kurtuluş Yok’ !

Umutsuzluğuna düşüyor bu fakir zaman zaman...

Hâsılı kelam dostlarım tadımız yok artık.

Bu keşmekeş içinde ruhlarımızı nostaljik bir yolculuğa çıkartıp,

Bir file bulup alsak elimize…

Sonra bir mahalle bakkalı bulup dalsak,

Doldursak sonra bıkıp usanmadan geride bıraktığımız unuttuğumuz şeyleri içine yorulmadan!

Bir de kasetçalarımız olsa…

Eskilerden ölümsüz bir şarkı…

Mesela Samime Sanay'dan

“Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç

Çılgın gibi koşarak kırlara uzandın mı hiç “

Ya da Barış Manço ile “Arkadaşım eşşeğe binip” çocukluğumuza gitsek...

Güzel olmaz mı erenler?

Metropol yaşamın meçhule yol alınan sokaklarında

Yıpranmış ruhlarımız için bir avuntu,

Bir öze dönüş olmaz mı?

Gürkan Ofis Mobilyaları