Tarih: 01.04.2016 23:00

AGÜ REKTÖRÜ İHSAN SABUNCUOĞLU İLE

Facebook Twitter Linked-in

AGÜ REKTÖRÜ İHSAN SABUNCUOĞLU:

?KAYSERİ´NİN TAŞRA OLDUĞUNA İNANMIYORUM?

Bu haftaki röportaj bölümümüzde Abdullah Gül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İhsan Sabuncuoğlu, konuğum oldu. Rektör İhsan Bey´e röportaj öncesinde ve röportaj esnasında gösterdiği hassasiyet ve bu çok özel cevaplarına teşekkür ederim. Sıcak ve samimi sohbet içeren konuşmamızda emeği geçen AGÜ Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü Selçuk Yıldız´a da ayrıca teşekkür ederim. Sayın Rektör ile Türkiye´deki üniversiteleri ve üniversite öncesi eğitimleri, AGÜ´DE gelinen son noktayı, AGÜ´NÜN Kayseri´ye ve Türkiye´ye kazandırdıkları ve kazandıracaklarını konuştuk. İşte koyu sohbetimizin detayları?

E. KİPMAN: İhsan Bey öncelikle merhaba. Sorularıma geçmeden önce, İhsan Sabuncuoğlu´nu biraz daha özel tanıyabilir miyiz? İhsan Bey kimdir? Nelerden hoşlanır? Otoriter midir? Sosyal medya kullanır mı, takip eder mi?

Kendime ve aileme çok zaman ayıramam, o yüzden kendime çok kızarım.

İ. SABUNCUOĞLU: Öncelikle hoş geldiniz. Bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben kimim? İlginç bir soru. 58 yaşındayım, ben kendimi bildim bileli çalışıyorum, tatillerde de çalışıyorum. Hiç yaz tatilini 1 haftadan fazla izinli geçirdiğimi hatırlamıyorum. Genellikle çalışan, fırsat buldukça bazı hobilerine zaman ayırmaya çalışan bir insanım, işimi en iyi yapmaya çalışırım. Şartlar ne olursa olsun, işimin en iyisini yapmaya çalışan bir insanım, buna çok özen gösteririm. İş her şeyden önce gelir bana. Dolayısıyla kendime ve aileme çok zaman ayıramam, o yüzden kendime çok kızarım ama maalesef almış olduğum sorumluluklar, kendi kendime koymuş olduğum büyük hedefler beni sürekli çalışır tutar, sürekli bir meşakkat içerisinde bulurum kendimi. Futbolu çok severim ve zaman buldukça futbol maçları izleyerek kafamı dağıtırım. Sosyal medyayı tabi ki takip ediyorum ama sosyal medya ve internet dünyası çok yoğun, çok kalabalık, bana çok büyük geliyor. Dolayısıyla mümkün olduğu farklı şeylere, kitap okumaya, ilgi alanlarımda araştırma yapmaya ayırıyorum. Liberal bir insanım, her türlü siyasi görüşe ve düşünceye veya fikre saygı duyan bir insanım. Herkes ile çalışırım insanları ırk, cinsiyet, din, mezhep veya başka bir takım yapay kriterlere göre ayırmam, herkese değer veririm. Bu liberallik içerisinde tabii ki bir takım öz değerlerimize, kültürel değerlerimize örf ve adetlerimize bağlı bir insanım ama bunu çevremdeki insanlara empoze etmem kendi hayatımı kendim yaşarım. Seçim olduğunda eşimin hangi partiye oy verdiğini bile sormam, çocuklarımın hangi partiye oy verdiğini sormam, çünkü bu o kişinin kendi özgürlük alanıdır, ben onu öğrenmek zorunda değilim. Hedef ve kitlelerimden en önemlilerimden bir tanesinin insan olduğunu ve bunun da gençler, çocuklar ve kadınlar olduğunu inanıyorum.

E. KİPMAN: Hocam, mühendis olmanıza rağmen çok sosyal de bir yapınız var. Bu ikisinin bir araya gelmesinin çok nadir olduğu bir duruma şahit oluyorum. Buna mukabil, AGÜ´DE son durum nedir? Sizin bu işinizi her şeyden üstün tutmanız AGÜ´YE nasıl yansıdı?

3 yılda 15 yıllık bir yol kat ettik.

İ. SABUNCUOĞLU: Yani şuanda Türkiye´de 193 tane yüksek öğretim kurumu var, yeni bir üniversite kuruyorsunuz ve siz bu üniversiteyi kurarken, aynı şehirde 3 tane daha üniversite var ve bu üniversitelerden bir tanesi ki özellikle tıp dünyasının çok yakından bildiği, çok başarılı bir üniversite, Erciyes Üniversitesi ve diğer iki vakıf üniversitesi, bunun yanında Türkiye´de yüzlerce üniversite var. Bu kadar, oyuncunun olduğu, bu kadar rekabetçi bir ortamda hızlı bir şekilde bu üniversiteler arasında sivrilip, öne çıkıp, iyi bir şekilde tanınırlık ve toplum tarafından iyi bir şekilde algılanabilmeyi başarabilmek kolay bir şey değil, zamana ihtiyaç var. Fakat bizim zaman sorunumuz var, çünkü Türkiye´de her şey çok hızlı değişiyor. Kurulduğumuzdan bu yana yani 3 yılda 15 yıllık bir yol kat ettik. Belki bunu inşaatlarımızda görmeyeceksiniz bunu şuanda üniversitenin öğrenci ve öğretim üyesi sayısında görmeyeceksiniz ama bu sektörde ulusal veya uluslar arası arenada tanınırlık, izlenebilirlik açısından, yalnızca tanınmıyoruz, aynı zamanda takip de ediliyoruz, sık sık WEB sayfamız başka üniversiteler tarafından, takip ediliyoruz. Bizim bir master planımız var ve henüz tamamlanmadı, öğrenci sayımız düşük çünkü siz tamamlanmamış bir eve hemen insanları hadi gelin burada yaşayın diyemezsiniz. Bu süreç içerisindeyiz bir taraftan inşaatlarımıza devam ediyoruz. Sümer kampüsü bir sit alanı, burada isteseniz de her hangi bir yerdeki hızda inşaatlarınızı ilerlemiyor çünkü attığınız her adım her noktada izin almak zorundasınız. Bu sizi zaman olarak yavaşlatıyor, bir taraftan da maliyetinizi artırıyor, burada tarihi bir doku var, bunu öne çıkartarak zarar vermeden yapmak istiyorsunuz. Bir ağaç yanlışlıkla kesildiyse 2-3 sene mahkemelerde bunun hesabını veriyorsunuz. Burada çalışan firmalardan bir tanesi yanlışlıkla bir ağaç kesmiş, o ağaç için biz mahkemelik olduk. Biz master planımıza göre çok güzel büyüyeceğiz. 2020´li yıllara gelindiğinde bu üniversite eğitim ve araştırma kurumlarıyla bütün alt sistemleriyle Mimarsinan Kampüsünde olacak. Sümer Kampüsü daha çok üniversite sanayi iş birliği merkezleri, teknoparklar, sanatsal kültürel bir takım aktivitelere öncülük etmek için kuluçka merkezi olacak.

E. KİPMAN: Bize hep, ?çoban bile olacaksan diplomalı çoban ol´ öğretildi. Bu yüzden herkes üniversitelere gitti ve bir taraftan girişimcilik ruhumuzu unuttuk, beynimiz üniversitelerde hep akademik bilgilerle doldu, şimdilerde daha fazla girişimciliğe önem gösterilmeye başlandı. Bu girişimcilik biraz daha ön plana çıkmaya başlandı mı siz ne düşünüyorsunuz?

Diplomalı işsizler yetiştiren bir konumdayız ama Amerika´da sıkıntılar çok daha büyük.

İ. SABUNCUOĞLU: Şuan ki üniversite öncesi eğitim sistemimizde, değişiklikler başladı, bunu fark ettiler çünkü fark edilmeyecek gibi değildi. Sistemi yavaş yavaş değiştirmeye başladılar, bu süreç öyle kolay bir süreç değil ama şuan ki eğitim sisteminde, girişimci, yaratıcı, lider ve yenilikçi insanlar, çocuklar, çıkarmak imkânsız, çok zor. Çünkü çocuklara soru sordurmuyorsunuz, sorgulatmıyorsunuz, proje yaptırmıyorsunuz, çocuklara grup çalışması, ekip çalışması içerisine sokmuyorsunuz. Sürekli çoktan seçmeli, birbirinin aynısı farklı bile olmayan sorularla, robot gibi kendilerini geliştirmeyen bir eğitim sistemine sokmuşsunuz ve öyle bir yarışın içinde ki çocuklar sosyal bir birey olduğunu unutmuş. Dolayısıyla kişisel gelişimi, bireysel gelişimi bir takım yetkinlikler ve becerileri geliştiremiyorlar, bunlara biz soft skiller diyoruz. Çocuk üniversiteye girdiği zaman robot gibi, teknik bir takım analitik özellikleri gelişmiş bir robot oluyor. Siz şu bilinçle oraya gönderiyorsunuz, ?sizin tek hedefiniz üniversiteye girmek´ ve çocuk da üniversiteye bir araç olmasına rağmen, amaç olarak gördüğü için, kazandığı anda hayat bitiyor onun için. Bir hoca 500 kişiye ders verirken tek tek o topluluğun içerisinde gelişmesini, hem profesyonel anlamda hem de kişilik anlamında sağlayabilir mi? Mümkün değil! Hocalar kalabalık sınıflarda bırakın yaptıkları imtihanları, quizleri bile okuyamıyor. Quiz yapamıyorlar, basit soru soracak ama 300 tane kâğıt okuyacak, nasıl olacak. Yani kaybolup gidiyor çocuk üniversiteye geldiği zaman. Hemen hemen bütün üniversitelerin kariyer merkezleri vardır, biz de yoktur. Biz de var ama kâğıt üzerinde, işlevsel değildir. Üniversitenin nüfusu 30.000 ama 3-4 kişilik kariyer merkezleri olabilir mi? Türkiye´nin şuanda ki sorunu bu kitlesel eğitimin içerisinde diplomalı işsizler yetiştiren bir konumdayız. Türkiye´de gençlik işsizliği önemli bir problem, maalesef ülkemiz terör gibi dış güçlerin yarattığı ve ülkenin gündemini olumsuz etkileyen, enerjimiz yiyip bitiren, bana göre faydalı olmayan gündem maddeleriyle uğraştığı için ana gündem maddelerine zaman ayıramıyor. Bugün Türkiye´nin en büyük problemlerinden birisi üniversite mezunlarının işsizliği, mezunların 3´te 1´i iş arıyor. Kadınlar da%30´u, erkeklerde ?26´yı geçmiş vaziyette, ortalaması %30 maalesef gerçek bu. Ortaokul, Lise mezunu iş buluyor ama üniversite mezunu iş bulamıyor, o zaman niye üniversiteye gidiyorlar? Dünyada da benzer problemler yaşanıyor, ABD´DE de benzer problemler yaşanıyor. Amerika´da sıkıntılar çok daha büyük, oradaki üniversitelerin büyük bir kısmı ücretli olduğu için, her ne kadar devlet bursu alsalar da sonradan onu bankalara onu ödemek zorundalar. 100 binlerce dolarlık borçla üniversitelerden mezun oluyorlar. Gelecekte şirketler artık diplomaya bakmayacaklar, diplomasız alacaklar. Bunu bir takım şirketler bunu söylüyor ?çünkü üniversiteler bizim istediğimiz içerikte mezun yetiştirmiyorlar, ben lise mezununu alırım, iyi bir şekilde eğitirim, işimi görürüm´ diyorlar. Bunu ben söylemiyorum, bunu Eczacıbaşı Holding´in ikinci yönetim kurulu başkanı söylüyor. Çünkü üniversiteler toplumdan koptular ve yalnızca teorik bilgi veriyorlar.

E. KİPMAN: İhsan Bey, Abdullah Gül Üniversitesi bir devlet üniversitesi ama bir vakıf üniversitesi gibi çalışıyor. Bu durum Kayseri´ye ne kazandırıyor?

Kayseri´nin taşra olduğuna inanmıyorum, Kayseri´nin bir şekilde taşra algısını değiştirmesi lazım.

İ. SABUNCUOĞLU: İyi bir üniversitenin, kaliteli bir üniversitenin, dünya çapında bir üniversitenin iki bileşeninin çok kaliteli olması ve bu iki alt sistemin bir birleriyle çok iyi uyumlu entegrasyonu gerekiyor. O iki parçadan bir tanesi öğretim üyeleri, ikini parçası da öğrenciler, vakıf bize diğer devlet üniversitelerden farklı olarak, Türkiye´deki hiçbir devlet üniversitesinin sahip olmadığı eşsiz bir imkân sunuyor. Öğrencilere burs sağlıyor, kaliteli, nitelikli öğrencilerin buraya gelmesini sağlıyor, o yüzden birçok öğrencimiz ilk 20 binden geliyor. İkincisi de burada bu coğrafyaya Anadolu´ya her ne kadar taşra olarak kabul edilse de Kayseri´nin taşra olduğuna inanmıyorum, Kayseri bayağı gelişmiş bir şehir onu söyleyeyim ama Kayseri´nin bir şekilde taşra algısını değiştirmesi lazım. Yani İstanbul ve Ankara´dan bakıldığı zaman Kayseri taşra olarak görülüyor, bunu her gün benim yüzüme vuruyorlar, eleman ararken bu benim karşıma çıkıyor ama burası taşra değil, bunu iyi anlatmak lazım ve bunu anlatmak hepimizin işi, benim de işim. Ben yapıyorum bunu, bu Abdullah Gül Üniversite´si buranın taşra olmadığını anlatan en iyi kurumlardan biri olacak ama bu yalnızca bizim münferit çabalarımızla olmaz, diğer belediyelerin de, Kayseri´nin bir takım önemli oyuncularının da buranın taşra olmadığını anlatması lazım. 

E. KİPMAN: Peki hocam, dışarıdan gelen öğretim üyelerinin, eşleri ve çocukları da burada kalıyorlar, Kayseri´ye uyum sağlayabiliyorlar mı? Burada zorluk çekiyorlar mı?

Ben çok açık konuşan bir insanım, çok zorlanıyorlar.

İ. SABUNCUOĞLU: Ben çok açık konuşan bir insanım önemli olan doğruları söylemek, çok zorlanıyorlar, çok çok çok zorlanıyorlar. Okul problemleri çok büyük, çünkü burada ana dili İngilizce olan bir insanın, okutabilecekleri her hangi bir okul yok! Birçok kolej var ama bunlar yarı Türkçe, yarı İngilizce eğitimler yaptıkları için bir anlam teşkil etmiyor. Buraya kaliteli insan getirirken yaşadığımız en büyük zorlukların imkânsızlıkların başında bu geliyor, bu bir. İki, ben buna değişik bir isim taktım ?Kayseri Milliyetçiliği´ dedim. Kendi içinde çok kapanık bir şehir, misafirperver demiyorum, bu başka bir şey, onu özümsemek, kendi içine almak onu kabul etmek, onunla yaşamak, başka bir şey, misafirperverlik başka bir şey. Misafirperverlikte çok iyiler ama çok aşırı şekil kapalı. Muhafazakârlık olarak söylemiyorum bunu. Yurt içinden kişilere de böyle. Buradaki vatandaşlar, bir takım oturmalarla sosyal hayatını sağlıyor ama buraya gelen yeni birisi için çok mümkün olmuyor ve onlar çok büyük yalnızlık çekiyor. Bunu başka şehirlerde göremezsiniz. Mesela beni düşün, çocuklarım şehir dışında, eşimle ben kendi kendimizleyiz, birisi davet ederse bir yerlere gidiyoruz. Şehrin benden ve bizim gibi insanlardan faydalanması için bizi biraz daha kullanmaları için, bizimle biraz daha etkileşim sağlamaları lazım. Etkileşim mekanizmaları kendi için kapalı olduğu için mümkün olmuyor. Dolayısıyla insanlar burada bir süre sonra yalnızlık hissediyorlar, sıkılıyorlar ve dönüyorlar kaybediyoruz!

 



1 NISAN 2016 KAYTV HABER paylaşan: kaytv

Orjinal Habere Git
— HABER SONU —