☰
✕

İNSANLIĞIN BİTTİĞİ YER: GAZZE

Bazı haberler vardır, yazarken kelimeler yetmez.

Bazı haberler vardır, yazarken kelimeler yetmez.

Bazı görüntüler vardır, insan baktıktan sonra bir daha eskisi gibi bakamaz dünyaya.

Gazze işte tam olarak böyle bir yer.

Her sabah yeni bir ölüm haberiyle uyanılan, çocukların oyun oynaması gereken sokakların enkaza dönüştüğü, annelerin evlatlarını korumak yerine onları toprağa vermek zorunda kaldığı bir coğrafya…

Ve bütün bunlar olurken dünya izliyor.

Belki de Gazze'nin en ağır tarafı yalnızca bombaların sesi değil. Sessizliğin sesi. Çünkü artık Gazze'den gelen ölüm haberleri şaşırtmıyor insanları. Bir haber düşüyor ekranlara, bir süre konuşuluyor, sonra başka bir gündeme geçiliyor. Ve Gazze yine ekranların bir köşesinde unutuluyor.

Oysa o rakamların her birinin bir adı var. Bir annesi, bir babası, bir kardeşi, bir yarım kalmış hikâyesi var. Bizim birkaç saniyede okuyup geçtiğimiz bir ölüm haberi, başka bir ailenin hayatının geri kalanıdır.

⸻

Gazze'de çocuklar artık geleceği değil, hayatta kalmayı düşünüyor.

Bir çocuk için dünyanın en büyük korkusu savaş olmamalı. Bir çocuğun korkusu sınav, karanlık ya da yalnız kalmak olabilir. Ama Gazze'deki çocukların korkusu bombalar, enkaz, açlık, susuzluk ve sevdiklerini kaybetmek.

Bir çocuğun elinde oyuncak olması gerekirken, bugün bazı çocukların ellerinde kaybettikleri yakınlarının fotoğrafları var. Bundan daha ağır bir görüntü olabilir mi?

Üstelik bunlar yalnızca savaşın ortasında çekilmiş görüntülerden ibaret değil. UNICEF'in 28 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre, Gazze'de yalnızca son beş gün içinde en az dört çocuğun öldüğü bildirildi. Ölen çocuklar arasında iki ve dört yaşındaki iki erkek çocuk, çadırının içindeyken açılan ateş sonucu hayatını kaybeden 10 yaşındaki bir kız çocuğu ve daha önceki bir saldırıda ağır yaralanarak yaşamını yitiren 16 yaşındaki bir çocuk bulunuyor. Aynı açıklamada, 25 Ağustos'ta 8, 10 ve 17 yaşlarındaki üç çocuğun gerçek mermiyle yaralandığı, 11 yaşındaki iki çocuğun ise şarapnel nedeniyle ağır yaralandığı belirtildi.

Dört çocuk…

Belki birileri için yalnızca bir sayı.

Ama o dört çocuğun her biri için geride kalan bir ev, bir aile, yarım kalmış bir hayat ve hiç gerçekleşmeyecek bir gelecek var.

Üstelik mesele yalnızca ölümle de sınırlı değil. UNICEF aynı açıklamada, 24 Ağustos'ta Deyr el-Belah'ta desteklediği bir su kuyusu ve tuzdan arındırma tesisinin ağır hasar gördüğünü, bu tesise aralarında yaklaşık 2 bin çocuğun da bulunduğu 4 binden fazla kişinin bağımlı olduğunu açıkladı.

Yani Gazze'de çocukların karşı karşıya olduğu tehlike yalnızca bombalar değil. Suya ulaşamamak, gıdaya ulaşamamak, tedavi olamamak ve güvenli bir yerde uyuyamamak da savaşın çocuklara bıraktığı hayatın bir parçası.

⸻

Elbette savaşların siyasi boyutları vardır. Devletler kendi güvenliklerini savunur, örgütler kendi hedeflerinden bahseder, diplomatlar masalarda konuşur, liderler açıklamalar yapar.

Ama bütün bu siyasi cümlelerin arasında kaybolmaması gereken bir gerçek var: masum insanların hayatı pazarlık konusu olamaz. Bir çocuğun ölümünün bahanesi olmaz. Bir hastanenin, bir okulun, bir evin, bir ailenin acısı herhangi bir siyasi hesabın altına sığdırılamaz.

İnsan hayatının milliyeti olmaz. Çocuğun dini, dili, bayrağı olmaz. Çocuk çocuktur. Acı acıdır. Ölüm ölümdür.

⸻

Bugün Gazze için "savaş ne zaman bitecek?" diye soruyoruz. Belki de önce başka bir soru sormalıyız: İnsanlık ne zaman susmayı bırakacak?

Çünkü savaşın bitmesi yalnızca silahların susması değildir. Savaşın bitmesi, bir annenin çocuğunu korkmadan uyutabilmesidir. Bir babanın ailesi için yarın planı yapabilmesidir. Bir çocuğun yeniden okul çantasını omzuna takmasıdır. Bir hastanenin yeniden tedavi etmek için var olmasıdır. Bir evin yeniden yuva olmasıdır.

İşte o zaman gerçekten savaş bitmiş olur.

⸻

Gazeteciliğin en zor tarafı bazen gördüğünü yazmaktır. Çünkü bazı görüntülerin karşısında insan önce gazeteci olmayı değil, insan olmayı hatırlıyor.

Gazeteci olarak görevimiz yalnızca rakamları aktarmak değil. İsimleri unutturmamak. Yaşananları unutturmamak. Sessiz kalanların sesini duyurmak. Ve tarihin bir gün soracağı sorulara bugünden tanıklık etmek.

Çünkü yarın çocuklar büyüdüğünde, kitaplarda Gazze'nin nasıl anlatıldığını okuyacak. Ve belki de bizlere şu soruyu soracaklar: "Siz bütün bunları gördüğünüz halde ne yaptınız?"

⸻

Gazze, dünyanın vicdanına bırakılmış bir sınavdır.

Bugün bu sınavın sonucu yalnızca Gazze'nin değil, dünyanın da geleceğini ilgilendiriyor. Çünkü mesele artık yalnızca bir coğrafyada yaşanan çatışmanın sonuçlarından ibaret değil. Mesele, dünyanın en savunmasız kesimlerinden biri olan çocukların savaşın ortasında nasıl bir hayat yaşamak zorunda bırakıldığıdır.

Bir çocuğun ölümü haber bültenlerinde birkaç saniye yer alabilir. Bir su tesisinin zarar görmesi tek satırlık bir habere dönüşebilir. Bir ailenin evini kaybetmesi ise bir sonraki gündemin arasında unutulabilir.

Fakat o birkaç saniyenin, o tek satırın ve o haber başlığının arkasında gerçek hayatlar var.

Gazze'nin bize bıraktığı en ağır soru da burada başlıyor: Bir insanın acısını ne zaman kendi gündemimizden daha önemli görmeye başlayacağız?

Çünkü bugün Gazze'de yaşananlar yalnızca bugünün haberi değil. Yarın tarihin bir parçası olacak. Ve tarih, yalnızca savaşanları değil, olan biteni görenleri de hatırlayacak.

Belki yıllar sonra Gazze'nin sokakları yeniden kurulacak. Çocuklar yeniden okula gidecek, evler yeniden yapılacak, hayat yeniden başlayacak. Ama bugün kaybedilen hayatların yerine yenileri konulamayacak.

İşte bu yüzden Gazze'yi yalnızca bir savaş olarak değil, insanlığın verdiği bir sınav olarak okumak gerekiyor. Çünkü savaşlar biter, şehirler yeniden kurulur, hayat yeniden başlar. Fakat bir insanın hayatı geri gelmez.

Ve geriye şu soru kalır:

Biz, o hayatlar kaybedilirken yalnızca seyredenler arasında mıydık, yoksa insan olmanın gerektirdiği yerde durabildik mi?

⸻